RAHMÂN KELİMESİ ÜZERİNE
بسم الله الرحمن الرحيم
FURKÂN SÛRESİ 60. ÂYET ile İSRÂ SÛRESİ 110. ÂYET BAĞLAMINDA ve BAZI YAZITLARDA RAHMÂN İSMİ
Özellikle bazı müsteşrikler tarafından Rahmân ismini kökenine dair yapılan araştırmalar ve ayetlerde geçtiği üzere müşriklerin bu isme karşı tutumları öne sürülerek üretilen çeşitli spekülasyonlarla sâfi zihinler idlâl edilmeye çalışılmaktadır.
Bu yüzden, Rahmân kelimesinin kökeni, müfessirlerin ilgili ayetler hakkındaki beyanları ve bazı İslâm öncesi yazıtlarda bu ismin kullanımı üzerinden konuyu incelemek gerekmektedir.
Bilindiği üzere erken dönemden itibaren yazılan eserlerde Rahmân isminin Arapça asıllı olmadığına dair bazı görüşler yer almaktadır.
[İbnü'l-Enbârî, ez-Zâhir, 1/59; Nehhâs, Me'âni'l-Kur'ân, 1/56; Ezherî, Tehzîbü’l-luga, “rhm”, 5/33; Kurtubî, el-Câmi’ li-ahkâmi’l-Kurʾân, 1/104.]
Bir kısım müsteşrikler de bu görüşleri kendi iddialarına dayanak edinmiştir.
[Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of The Qur’ân (Baroda: Oriental Institute - Gaekwad’s Oriental Series, 1938), 79/140-141.]
Onlara göre rahmân isminin Âramca, Süryânice ve özellikle İbrânice gibi Sâmi dillerinde kullanılması onun Arapça kökenli bir kelime olmadığını ve Yahûdîlik’ten alınan bir tanrı ismi olduğunu göstermektedir.
[Jonas C. Greenfield, “Lh Rhmn’dan er-Rahmân’a İlahi Bir Sözün Kökeni”, çev. Ertuğrul Döner – Savaş Menteş, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 22/1 (Haziran 2022), 438-444.]
Fakat rahmân isminin Arapça olmadığına dair getirilen deliller yeterli değildir. Çünkü bu ismin rahîm gibi, “rahme”den türetildiğini ve bu iki vasfın kökeninin Arapça olduğunu birçok dilci ispat etmiştir.
[Halîl b. Ahmed, Kitâbu'l-'ayn, 3/224; Ebû Ubeyde Mamer b. Müsennâ, Mecâzü'l-Kur'ân, 1/21; Zeccâc, Meʿâni’lKurʾân ve iʿrâbüh, thk. Abdülcelîl Abduh Şelebî, (Beyrût: Âlemu'l-Kütüb, 1408/1988), 5/152.]
Bunları hulâsa etmek gerekirse,
Rahmân “الرَّحْمَن” lafzı, kökü ر-ح-م olup “الرَّحْمَة” yani kalpteki rikkat ve acıma duygusundan türemiştir. Ancak Allah Teâlâ hakkında bu mânâ mecazîdir; “تفضل و إحسان” (ihsan ve lütuf) mânasında kullanılır (Askerî, Furûk, 1/251).
“الرَّحْمَن” kelimesi yalnızca Allah-u Teâlâ için kullanılan bir sıfattır; başka bir varlık hakkında kullanılmaz. Zira فعلان vezni, mânâda mubâlağa ifade eder. Buna göre “الرَّحْمَن” rahmetin nicelik ve nitelik bakımından en yüksek derecesine delalet eder; yani
فالرَّحْمن الَّذِي وَسِعَتْ رَحْمَتُهُ كُلَّ شَيْءٍ
“Er-Rahmân, rahmeti her şeyi kuşatan zâttır.” (İbn Manzûr, Lisân al-ʿArab, 2/ [rahm]; Ezheri nakliyle).
Dil âlimlerine göre Rahmân kelimesinin mânâsı şudur: Rahmeti, kendisinden sonra artık daha ileri bir derece bulunmayacak şekilde nihayete ulaşmış olan zat. Çünkü “فَعْلان” vezni, mübalağa ifade eden kalıplardan biridir. Meselâ: “عَطْشان” (çok susamış) ve “رَيَّان” (tamamen kanmış) denildiğinde, susuzlukta veya suya kanmışlıkta en uç noktaya ulaşmış olma kastedilir. Aynı şekilde “فَرْحان”, “جَذْلان” (sevinçte nihayet), “خَزْيان” (utanç ve zillette en son derece) kelimeleri de, bir hâlin en ileri sınırına varıldığını ifade eder. Buna göre Rahmân, rahmeti en son dereceye ulaşmış, rahmeti her şeyi kuşatan ve sınırsız olan demektir.
Kısaca şöyle denebilir; “الرَّحْمَن” kelimesi hem mübalağa hem de kuşatıcılık ifade eden bir ism-i has olup, rahmetin kaynağı olan zâtı bildirir.
Diğer bir mesele de Kur’ân’ın “Onlara: Rahmân’a secde edin! Denildiği zaman: ‘er-Rahmân da nedir!...” el-Furkân 25/60 âyetindeki “er-Rahmân da nedir?” sorusundan hareket edilerek o dönemin müşrik Araplarının er-Rahmân vasfından habersiz olduğu, Arapçada böyle bir kelimenin kullanılmadığı yönündeki iddialardır. Hatta D. B. Macdonald, Mordtmann ve Müller’in bu ismin İslâm’a Güney Arabistanlılardan geçtiğine dair görüşlerini nakleder.
[D. B. Macdonald, “Allah”, İslâm Ansiklopedisi, (İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1978), 1/364]
"Rahmân" Kelimesini Kur'an'ın İlk Muhatabı Olan Müşrikler Biliyor muydu?
Bu sorunun cevabı hakkında müfessirler iki temel farklı görüş öne sürmüştür. Bunlardan birini Zemahşerî'nin tefsirinde görebiliriz.
"“Rahman da ne?!” ifadesi bu isimle adlandırılan zata dair bir soru olabilir; çünkü Araplar Allah’ı bu ismiyle bilmiyorlardı. Ayrıca, bilinmeyen bir şey sorulurken ما Mâ edatı kullanılır. Bu soru, kelimenin mânasına dair bir soru da olabilir; çünkü rahman kelimesi Arap dilinde الرحيم الرحوم الراحم rahîm, rahûm ve râhim gibi kullanılan bir kelime değildi. Ayrıca, bu ismin Allah için kullanıldığını kabul etmedikleri için..."
Burada
âyet-i kerime'de geçen "وما الرحمن" "Rahmân da nedir?" sorusuna istinaden müşriklerin Rahmân kelimesini bilmediklerini söylüyor.
Bu âyetin nüzul sebebi olarak da Zemahşerî,
İbn Abbas’tan naklen, Ebû Cehil’in, Resûlullah'ın ﷺ
يا الله يا رحمن
“Ya Allah, ya Rahmân” dediğini işitip “Bize iki ilahı mı çağırmamızı emrediyor?” demesi üzerine nazil olduğunu belirtir. Bir başka rivayette de, Ehl-i Kitap’ın “Sen Rahmân ismini az anıyorsun, halbuki Tevrat’ta çok geçer” demesi üzerine indiğini aktarır.
Şöyle de zikredilmiştir ki: Müseylime’ye “Rahmân” denilirdi. Bu sebeple onlar şöyle dediler:
ما نعرف الرّحمن إلاّ الذى باليمامة
“Biz Rahmân olarak ancak Yemâme’de bulunanı tanırız.” Bununla, yalancı Müseylime’yi مُسَيْلمة الكّذَّاب (Müseylimetü’l-Kezzâb) kastediyorlardı. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu âyeti indirdi:
قُلْ ادْعُوا اللهَ أوِ ادْعُوا الرحمنَ أيَّامَّا تَدْعُوا فَلَهُ الأسْمَاءُ الحُسْنَى
De ki: ‘Allah diye dua edin yahut Rahmân diye dua edin; hangisiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler O’nundur.’ (el-İsrâ, 110) Yani: Allah-u Teâlâ’nın ister “Allah”, ister “Rahmân” ismiyle anılması fark etmez; zira bütün güzel isimler O’na aittir.
Bir başka rivayete göre de onlar, Allah Teâlâ’nın “Rahmân” ismiyle isimlendirilmesini inkâr ediyorlardı. Nitekim Hudeybiye günü de bunu inkâr etmişlerdi. O gün, Resûlullah ﷺ, yazıcıya:
“بسم الله الرحمن الرحيم yaz.” buyurmuştu. Bunun üzerine onlar: “Biz Rahmân’ı da Rahîm’i de tanımıyoruz. Sen daha önce nasıl yazıyorsan öyle yaz:
بسمك اللهم
Bismikallâhumme (Senin adınla ey Allah’ım).” demişlerdi. İşte bu sebeple Allah Teâlâ şu âyeti indirdi:
قُلِ ادْعُوا اللَّهَ أَوِ ادْعُوا الرَّحْمَنَ أَيًّا مَا تَدْعُوا فَلَهُ الأَسْمَاءُ الْحُسْنَى
De ki: ‘Allah diye dua edin yahut Rahmân diye dua edin; hangisiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler O’nundur.’ (İsrâ, 110)
Dolayısıyla onlar bu sözleriyle, Allah-u Teâlâ’nın Rahmân ismini bilmezlikten gelerek, onu kasıtlı şekilde Müseylimetü’l-Kezzâb'a nispet etmek istemişlerdir. Bu ise cehaletten ziyade onların yaptığı muğâlatanın neticesidir.
Nitekim diğer görüş ise onların bu ismi biliyor olmalarına rağmen tecâhül ile inat etmelerinden dolayı "Rahmân da ne?" demeleri bir durumu kabullenmemek, hoş görmemek veya onaylamamak anlamında olan istifhâm-ı inkârîdir.
Bu görüşü destekleyen İmam Taberî şöyle der;
Bazı ehl-i Ğabâ', Arapların “Rahmân” ismini tanımadığını ve bu kelimenin dillerinde bulunmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu sebeple — güya — müşriklerin Peygamber'e ﷺ: “Rahmân da neymiş? Senin bize emrettiğine secde mi edeceğiz?” (Furkan, 60) dediklerini, bu ismi gerçekten bilmedikleri için inkâr ettiklerini söylemişlerdir.
Sanki bu iddiayı ortaya atan kimseye göre, müşriklerin doğruluğunu bildikleri bir şeyi inkâr etmeleri aklen mümkün değilmiş gibi…Yahut sanki Allah’ın Kitabı’nda geçen şu âyeti hiç okumamış gibidir:
الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمْ
Kendilerine Kitap verdiklerimiz onu (Muhammed’i) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. (Bakara, 146) Hâlbuki onlar, bu kadar açık şekilde tanıdıkları hâlde onu yalanlıyor, peygamberliğini inkâr ediyorlardı! Bundan açıkça anlaşılır ki, onlar, doğruluğu kendilerinde sabit olmuş, bilgisi iyice yerleşmiş olan bir hakikati, bilerek ve kasıtlı şekilde reddedip savunmaya geçiyor, yani inkâr ediyorlardı. Bu durumu gösteren delillerden biri de, câhiliye dönemine ait şiirlerdir. Nitekim câhiliye ehli bazı kimseler şöyle demiştir:
أَلا ضربَتْ تلكَ الفتاةُ هَجِينَهَا ... أَلا قَضَبَ الرحْمَنُ رَبِّي يَمِينَهَا
"Şu genç kız devesine vursaydı ya. Rahmân olan Rabbim de onun sağ elini koparsaydı ya."
Yine Selâme b. Cendel es-Sa‘dî şöyle demiştir:
عَجِلْتُمْ عَلَيْنَا عَجْلَتَيْنَا عَلَيْكُمُ ... وَمَا يَشَإ الرحْمَنُ يَعْقِدْ وَيُطْلِقِ
"Acele ettiniz bize karşı biz de size. Çözer ya da bağlar Rahmân eğer dilerse."
İmam Taberî'nin naklettiği bu cahiliye şiirlerine ilaveten Yākubī’nin (ö. 292/905) naklettiğine göre ‘Ak, Eş’ariyye ve Kays ‘Aylān kabilelerinin telbiyelerinde Kâbe’nin sahibine hitaben Raḥmān ismi kullanılmıştır.
Ahmed b. Ebī Ya‘kūb b. Ca‘fer, Tārīḫu’l-Ya‘ḳūbī (Necef: Matba‘atu’l-Ġurā,1937), 1/212-213.
'Ak ve Eş’ariyye kabilelerinin telbiyesinde Rahmān şu şekilde gelmiştir:
نـــــحج للرحمان بــــيـتا عــجبا
مـــــــــــستترًا مــضببًا مـحجبًا
"Rahmân için, hayranlık uyandıran bir evi haccederiz; kimi zaman örtülü, kimi zaman kapalı, kimi zaman da perde arkasında.”
Kays ‘Aylān kabilesinin telbiyesinde ise Raḥmān şu şekilde kullanılmıştır:
لبيك أللهم لـــبيك أنـت الرحمان
أتتك قيس عيلان راجليا والركبان
"Lebbeyk Allah’ım lebbeyk, sen Rahmān’sın. Sana geldi Kays ‘Aylān, kimi bineklerle kimi yürüyerek."
Kaynaklarda Rahmân kavramının menşei hususunda farklı görüşlerin olduğunu belirtmiştik. Bu kavramın Arapça olduğunu savunanlar onun rahmet kökünden “fa‘lān” vezninde geldiğini öne sürmüştür. Buna karşılık Rahmân kavramının Arapça değil; İbranice bir isim olduğu da savunulmuştur. Ancak bu görüş terk edilmiştir / itibar edilmemiştir.
Bahse konu görüşü savunanlar şu beyitleri delil getirmiştir:
هل تتركنَّ إلى القسين هجرتكم ... ومسحكم صلبهم رخمان قربانا
لن تدركوا المجد أو تشروا عباءتكم ... بالخزِّ أو تجعلوا التَّنوم ضمرانا
“Hicretinizi papazlara terk edip, onların "Rahmân" diye kutsadıkları ve Allah’a yaklaştırdığına inandıkları haçları mesh etmeyi ibadet mi sanıyorsunuz?
(Böyle yapmakla) Ne izzete erişirsiniz, ne de abalarınızı ipekli kumaşla değiştirerek; ne de tenûm otuyla (develeri) zayıflatıp incelterek (bir şeref elde edebilirsiniz).
Ezherī, Tehẕību’l-luġa, 5/34; Cerīr b. ‘Atiyye, Dīvānu Cerīr, thk. Numan Muhammed Emin (Kahire: Dāru’l-Ma‘ārif, 1986), 167.
İmam Taberî'nin naklettiği bu şiirler ve diğerleri açıkça göstermektedir ki: “Rahmân” ismi Arapların dilinde vardı, Câhiliye döneminde biliniyor ve kullanılıyordu, dolayısıyla müşriklerin Kur’ân’da geçen Rahmân ismini inkâr etmeleri, cehaletten değil, bilerek ve inatla yapılan bir inkârdır.
Şu da bir hakikattir ki Resûlullah'ın ﷺ, muhatap olduğu kimselere bilmedikleri ve tanımadıkları bir şeyle hitap etmesi uygun değildir. Dolayısıyla O’nun ﷺ onlara:
اسْجُدُوا لِلرَّحْمَنِ
“Rahmân’a secde edin.” (Furkan, 60) şeklinde hitap etmesi, onların “Rahmân” ismini tanıyor ve biliyor olduklarını göstermektedir. Zira Resûlullah ﷺ, tebliğinde, muhatapların dilini, kavrayışını, bildikleri kavramları esas alır.
Bu sebeple müşriklerin “Rahmân da neymiş?” sözü, gerçek bir cehaletin ifadesi değil, bilip bilmezden gelmenin, inkâr ve inatla reddetmenin bir tezahürüdür.
İslam öncesi dönemde Arapların inançları hakkında yapılan araştırmalarda sadece Cahiliye Dönemi şiirleri ile sınırlı kalmayacak şekilde Arap yarımadası ve özellikle Yemen’de Rahmân inancının varlığına dair bazı ipuçlarına rastlanmıştır.
İslâm Öncesi Yazıtlarda Rahmân İsmi Hangi Anlamda Kullanılıyordu?
Bu meyanda İslâm öncesi bazı yazıtlarda geçen
𐩧𐩢𐩣𐩬𐩬
رحمنن
"Rahmânan" lafzının bazı hususiyetlerini bilmekte fayda var. Öncelikle bu kelimenin sonunda bulunan ziyade Nûn harfi hakkında 𐩬 (ن) Merhum Fâzıl Sâlih es-Sâmerrâî şöyle demiştir,
"Sebeî dili ve Güney Arap lehçeleri, ‘nûn’u (ن) marifelik/definitelik için kullanır ve tanımlanmak istenen kelimenin sonuna getirirdi.”
(Fâzıl Sâlih es-Sâmerrâî, Ma‘ânî’n-Nahv, c. 3, s. 298, Dâru’l-Fikr, Ürdün)
Yani Güney Arabistan dilleri ve lehçelerinde (Sebeî, Himyerî vb.) marifelik (belirlilik) bizim bildiğimiz gibi başa الـ getirilerek değil, kelimenin sonuna eklenen “ن” (nûn) ile sağlanıyordu. Bu durumda şöyle bir gösterim ortaya çıkıyor;
رحمن = belirsiz (nekra)
رحمنن = belirli (marife)
Ayrıca bu yazıtlarda Rahmân isminin kullanılması, eski Yemen panteonundaki çok tanrılı inancın artık resmi devlet protokolünden tamamen dışlandığını, yerine evrensel bir tek tanrı inancının geldiğini belgeler. Akademik kaynaklar, Güney Arabistan yazıtlarında Rahman isminin ilah olarak ortaya çıkışının, tek tanrıcılığın yükselişiyle ve özellikle de eski Güney Arabistan'da Yahudiliğin ve ardından Hristiyanlığın yükselişiyle ilişkili olduğunu bize bildirmektedir. Bu nedenle, Rahman'ın putperestlerin bir ilahı olmadığı ve putperest Güney Arabistanlılar tarafından asla bir put olarak tapılmadığı açıktır.
Bu ön bilgi ile Rahmân isminin geçtiği yazıtlardan birkaç misal;
1) Yahudiliği benimsemiş bir Himyerî kral olan Yusuf Es'ar Yes'ar'ın askerî zaferlerinden bahseden Ja 1028 yazıtında Rahmân; putlardan arınmış, göklerin ve yerin tek hakimi olan, savaşı kazandıran ve ismiyle (istiftah ile) bereket aranan Tek İlah manasına gelmektedir. Yazıtta üç kez geçen Rahmân ismi son kısımda şöyle yer alıyor;
𐩥𐩧𐩢𐩣𐩬𐩬/𐩲𐩡𐩺𐩬/𐩨𐩬/𐩫𐩡/𐩣𐩭𐩵𐩲𐩣/𐩹𐩬/𐩣𐩪𐩬𐩵𐩬/𐩥𐩩𐩰/𐩥𐩪𐩷𐩧/𐩥𐩤𐩵𐩣/𐩲𐩡𐩱/𐩪𐩣/𐩧𐩢𐩣𐩬𐩬/𐩥𐩩𐩰/𐩩𐩣𐩣𐩣/𐩹 𐩢𐩳𐩺𐩩/𐩧𐩨 𐩠𐩵/𐩨𐩣𐩢𐩣𐩵
ورحمنن/علين/بــن/كل/مخدعم/ذن/مسندن/وتف/وسطر/وقدم/على/سم/رحمنن/وتف/تممم/ذ حضيت/رب هد/بمحمد
"Ve Yüce Raḥmân, onu bozan, kazıyan ve değiştiren herkese karşı onu muhafaza etsin. Bu yazı, Raḥmân’ın adıyla başlatılarak yazıldı;..."
2) Hristiyanlığı benimseyen bir komutan ve melik olan Ebrehe'nin seferlerinde bahseden yazıtlardan CIH 541 numaralı yazıtta, Ebrehe’nin Me’rib barajını onarışı ve bölgesindeki siyasi durumu anlatan uzun bir yazıttır. Rahmân isminin iki kez geçtiği bu yazıtın girişinde şöyle bir ifade vardır:
𐩨𐩭𐩺𐩡 / 𐩥𐩧𐩵𐩱 / 𐩥𐩧𐩢𐩣𐩩 / 𐩧𐩢𐩣𐩬𐩬 / 𐩥𐩣𐩪𐩢𐩠𐩥 / 𐩥𐩧𐩢 / 𐩤𐩵𐩪/
بخيل / وردأ / ورحمت / رحمنن / ومسحهو / ورح / قدس/
“Rahmân’ın, Mesih’inin ve Kutsal Ruh’un gücü ve yardımıyla…”
Rahmân isminin iki kez geçtiği Murayğân 1/Ry 506'da ise giriş kısmı şöyledir;
𐩨𐩭𐩺𐩡 / 𐩧𐩢𐩣𐩬𐩬 / 𐩥𐩣𐩪𐩢𐩠𐩥 / 𐩣𐩡𐩫𐩬 / 𐩱𐩨𐩧𐩠 / 𐩸𐩺𐩨𐩣𐩬
بخيل / رحمنن / ومسحهو / ملكن / أبره / زيبمن
"Rahmân'ın ve O’nun Mesih'inin kudreti adına. Kral Ebrehe Zubeymân..."
Burada da Rahmân'ın merhamet ve kudret yönüyle, Ebrehe'nin Benî Amir ve Me'âd kabilelerine karşı seferini ilâhî destekle ilişkilendirir.
Biri Yahudi diğeri ise Hristiyan olan iki farklı lidere ait bu yazıtlar incelendiğinde, "Kur'an'a göre 'Allah' birdir ve onunla başka hiçbir tanrı ortak koşulamaz. Bu kavram büyük olasılıkla Güney Arabistan'ın ay tanrısı er-Rahman'dan (Merhametli) alınmıştır ve bu isim daha sonra Müslümanlar tarafından 'Allah'ın' unvanlarından biri olarak benimsenmiştir." şeklinde iddiaların gerçeği yansıtmadığı görülecektir. Nitekim Güney Arap çalışmaları tarihinde kadim Güney Arabistan ve Yemen halklarının dini hususunda uzmanlaşmış olan araştırmacıların hiçbiri Rahmân'ın putperestlik inancını destekleyen bir ay tanrısı olduğunu belirtmemiş veya ima etmemiştir.
Hâsıl-ı Kelâm, Kur'an'da geçtiği üzere Rahmân ismi anıldığında, müşriklerin bu isme karşı verdikleri tepki, itiraz ve yerli yersiz çıkışlarını hareket noktası alan bazı müsteşrikler akıl ve bilimle bağdaşmayan bir takım iddialar ortaya atmışlardır. Fakat bu iddiaların bilimsel olmaktan uzak ve etik kurallardan yoksun olduğu ortadadır. Onların ileri sürdükleri bu iddiaların hedefinde ise Kur'ân’ın bir beşer eliyle yazıldığının ispat edilmeye çalışılması ve en azından safi zihinlerin idlâl edilmesidir. Fakat bütün bu çabalara rağmen hiç kimse güneş balçıkla sıvanmaz hakikatini değiştiremeyecektir. Zira öne sürülen iddialar yukarıda açıkça gösterildiği üzere cerbeze ve muğalatadan ibarettir.
والله أعلم بالصواب
سبحانك لا علم لنا إلا ما علمتنا إنك أنت العليم الحكيم















Yorumlar