LAT, MENAT VE UZZA
بسم الله الرحمن الرحيم
PUTLAR VE YAZITLAR
Kur'an'da müşriklerin Allah'a inandıkları, ancak O'na ortaklar koştukları anlatılır. Bu durum, şu ayetlerde açıkça ifade edilir:
Bu ayetlerde müşriklerin Allah'ı yaratan, rızık veren ve kainatı idare eden olarak kabul ettikleri görülür. Ancak bu inançları, onları tevhid inancına götürmemiştir. Onlar Allah'a inanmakla birlikte, putlara ve başka varlıklara taparak şirk koşmuşlardır. Kur'an'da Allah'ın müşriklerle doğrudan konuşması şeklinde bir durum söz konusu değildir. Müşrikler, Allah'la doğrudan bir iletişim kurduklarını iddia etmezler, ancak O'nu yaratan olarak kabul ederler. Müşrikler, genellikle putları ve ilahlarını Allah'a yaklaştırıcı aracılar olarak görmüşlerdir:
Bu nedenle, müşriklerin Allah'la bir tür "etkileşim" içinde olduğu söylenemez. Onlar, Allah'ı tanımakla birlikte, O'na tam bir bağlılık göstermemişler ve başka varlıklara ibadet ederek şirk koşmuşlardır. Çünkü bu ayette geçtiği üzere
مَا نَعْبُدُهُمْ اِلاَّ لِيُقَرّبُونَآ اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰى
“Biz onlara ancak, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” demektedirler.
"Hanif" kavramına gelmek gerekirse, bu kavram İslam öncesi dönemde tevhid inancına bağlı olan ve putperestlikten uzak duran kimseler için kullanılırdı. Nitekim Hazreti İbrahim, hanif olarak bilinen Cahiliye Araplarının da tanıdığı bir peygamberdir. İslam'a göre, müşrikler hanif olarak kabul edilmez, çünkü müşrikler putlara ve başka varlıklara taparak tevhid inancından sapmışlardır. Hanifler, müşriklerden farklı olarak sadece Allah'a ibadet eden ve şirkten uzak duran kimselerdi. Kur'an'da, müşriklerin Allah'ı kabul etmeleri ancak O'na şirk koşmaları çelişkisi sıkça vurgulanır. Onlar Allah'ı yaratan olarak tanısalar da, bu tanıma onları tevhid inancına götürmemiştir.
Müşriklerin kanaatine göre, putlar ilahi kuvvetlerin ve meleklerin suretleridir. Melekler de Allah’ın kızlarıdır. Bu yüzden müşrikler; “Biz onların suretlerini yapıp müennes isimler vererek, onlara taparız. Böylece de bu putları Allah’ın yanında şefaatçı kabul ederek yardımlarını bekleriz.” diyorlardı. Nitekim şu iki ayet onların durumlarını dile getirmektedir;
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِۜ
“İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır." (Yunus 10/18)
مَا نَعْبُدُهُمْ اِلاَّ لِيُقَرّبُونَا اِلَى اللّٰهِ زُلْفىٰ
“Biz bunlara, sırf bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.” (Zümer, 39/3) Yakutu’l-Hamevi, “Mu’cemü’l- Büldan”da Uzza’yı anlatırken şu fıkraya da yer verir: “Kureyşliler Ka’be’yi tavaf ederken
وَاللاَّتُ وَالْعُزّٰى وَمَنَاةُ الثَّالِثَةُ اْلاُخْرٰى فَاِنَّهُنَّ الْغَرَانِيقُ الْعُلىٰ وَاِنَّ شَفَاعَتَهُنَّ لَتُرْتَجىٰ
“Lat, Uzza ve üçüncü olarak da öteki put Menat hürmetine, çünkü onlar ulu kuğulardır, her halde onların şefaatleri umulur.” diyorlardı.
Ve de onları Allah’ın kızları kabul edip şefaatlerini bekliyorlardı.
أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ
(19-20) Siz Lât´ı ve Uzzâ´yı gördünüz mü? Diğer üçüncü olan Menât´ı da (gördünüz mü?)
:عن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهما. في قولهِ تعالى
{أفَرَأيتُمُ الَّتَ وَالْعُزَّى}
قالَ كانَ الَّتُ رَجًُ يَلُتُّ سَوِيقَ الحَاجِّ. أخرجه البخارى
İbn-u Abbâs (radıyallahu anhümâ), "Allah'ı bırakıp taptığınız Lât'ın, Uzza'nın ve (bunların) üçüncüsü olan diğer Menât'ın (herhangi bir şey hakkında zerrece kudretleri var mı? Bize haber verin" (Necm, 19-20) meâlindeki âyet hakkında şu açıklamayı yaptı: "Lât (Ka'be'yi ziyarete gelen) hacılara (yağ ile) sevik (denen yiyeceği) karıp hazırlayan bir adamdı."
[Buharî, Tefsir, Necm 2.]
Bu rivayet, âyette zikredilen bir kaç put isminden Lât hakkında bilgi vermektedir. Lât putunun menşei hakkında kaynaklarda farklı izahlar rivayet edilmiştir. Rivayette, İbnu Abbas'ın yaptığı açıklama mezkur izahlardan birini aksettirir: Buna göre, Lât ismi, döğüp ezmek ve bulayıp karmak manalarına gelen, لَتَّ (Lette) kökünden ismi fâildir. Rivayete göre, vaktiyle bir adam yağ ile sevik karıp hacılara yiyecek hazırladı. Sonradan onun hâtırasına bir put yapılarak ma'bud ittihaz edildi ve kavud karan manasına Lât denildi. Bu İbnu Abbas'ın açıklaması.
Bir başka açıklamaya (Taberî'ye) göre,
ٱللَّٰت
الله
Allah lâfzındandır. Araplar tanrıları dişi telakki ettikleri için, Allah lâfzının sonuna dişilik te'si (tâ-i te'nis) ilâve edilmiştir, erkeğe Amr, kadına Amre; erkeğe Abbas, kadına Abbâse dendiği gibi, müşrikler, putlarına Allah'ın isimlerinden isimler vermişler, böylece Allah isminden el-Lat; el-Aziz isminden el'Uzzâ isimlerini elde etmişlerdir.
Elif-lam-mim
الم
ile Lat, Menat ve Uzza isimlerinin ilk harfleri arasında bir bağ kurulabilir mi?
Bir iddiaya göre huruf-u mukatta'dan olan
الم
için
el-Uzza, Lât ve Menât isimlerinin ilk harfleri olabileceğini ifade edilmişti halbuki bu isimlerin Arapça yazılışı
العزى اللات ve المنوة
şeklinde olup her kelimenin başında harf-i tarif olan
ال
kaldırıldığında ilk harfleri
ع، ل ve م
olur bu durumda
الم
ile özdeşleştirilmesi hatalı olur.
Ayrıca böyle bir iddia kabul edildiğinde diğer huruf-u mukatta' için de benzer bir açıklama getirilebilir mi?
İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 1. âyet huruf-u mukatta' hakkında detaylı bilgi için bakılabilir.
Bu inanç yapısının tarihsel arka planı yalnızca Kur’an ve klasik kaynaklarla değil, aynı zamanda döneme ait yazıtlarla da takip edilebilmektedir.
Bahsi geçen bu putların isimlerinin geçtiği bazı yazıtlardan örnekler;
1) Habeş ve el-Lât ismi geçen bir Semûdî yazıt.
Yazıtta el-Lât sadece
"لت"
"LT" şeklinde yer alıyor.
Yazıtın çözümlenmiş metni şöyle;
"ز ن و ب ل ت و ح ب ش ح ب ب"
Günümüz Arapçası ile şöyle;
"هذا وب اللات، وحبش (بن) حباب."
Manası;
"Bu, VBe'l-Lât ve Habeş b. Habbâb/Hubâb"
Yazıtta geçen
زن
ism-i işaret olup
هذا
"bu" manasındadır.
وبلت
"VBLT" ise
وب
ile
اللات
el-Lât'tan birleşik isimdir.
وحبش
و
"Vâv" harfi atıf harfi, Habeş ise özel isimdir.
حبب
Habbâb veya Hubâb da aynı şekilde özel isim olup @ARCH1993'e göre
فعّال
vezninde Habbâb olabilir.
وبلت
yani
وب اللات
حبش
yani "Habeş"
2) Hazreti Mûsâ'nın ve İsrailoğullarının Firavun'un zulmünden kaçtıkları ve denizin içinden geçtikleri yerin kıyısı olduğu düşünülen mevkinin civarında bulunduğu
@iAF305i tarafından belirtilen bu yazıtta Semûdî (Hismâî) hatla soldan sağa Kuzey Arabistan'da
münteşir dua ibarelerinden olarak @ARCH1993'e göre;
"وذكرت اللات"
"el-Lât'ı andım/zikrettim." yazıyor.
Bu yazıtta, Hismâî hatta
ذ
"zel" harfi olan sembolün bazıları tarafından
Yahudi Şamdanı ile karıştırılmış olması nedeniyle bahsedilen konuyla ilgili sanılmış olabilir ancak bizi bu konuda aydınlatan @ARCH1993, bunun hatalı bir çıkarım olduğunu söylüyor.
3) LÂT İSMİNİN GEÇTİĞİ BİR HİSMÂÎ YAZIT
Yazıtta Vâil, el-Lât'tan yakınlarından veya dostlarından beş kişiyi anması/zikretmesi için dua ediyor.
LÂT
لات
İslâm öncesi Arap toplumundaki putlardan biridir. Bahsi geçtiği üzere Kur’ân-ı Kerîm’de Lât ismi Uzzâ ve Menât ile birlikte anılmaktadır(Necm 53/19-20).
Yazıtın çözümlemesi;
ل و أ ل ن و ذ ك ر ت ل ت (؟) ف ر ت و ع س ل ت و أ س د ت و د ن أ و س ل ل ت
ve kelime kelime okunuşu;
لوائل وذكرت اللّات فرت وعس اللّات وأسدت ودنا وسل اللّات
4) Güney müsned hattıyla yazılmış olan bu yazıtta da el-LÂT ismi geçmektedir.
İnsan başı şeklinde çizilmiş olan resmin yanında
"𐩩𐩺𐩣𐩡𐩩"
"تيم اللات"
şeklinde bir isim tamlaması yazılmış olup
تيم=عبد/kul
اللات=اسم المعبود/ilah ismi
anlamındadır.
Yani
(عبد اللات)
(el-Lat'ın kulu).
5) RESÛLULLAH'IN ﷺ DÖNEMİNDE YAZILAN VE MENAT PUTUNUN İSMİ GEÇEN BİR YAZIT
Arabistan'ın Necran bölgesinde @mashalgrad tarafından bulunan erken dönem Arap yazısı (Nabatî hat) ile yazılan bu yazıt, sene
سںٮ
kelimesinden sonra gelen semboller ile miladi 590 yılında yani Resûlullah ﷺ
20 yaşlarında iken yazılmış olduğu @aktash111 ve @mashalgrad tarafından keşfedildi.
Ayrıca yazıtta, ismi Kur'an'da geçen İslâm öncesi Arap toplumundaki putlardan biri olan
منوة
Menât putunun ismi de yazılmıştır.
1- كعبو بر
2- عمرو بر
3- عبد منوة
4- كتب ذا
5- الكتـٰب سنت (5) (4×100)
6- (20+20+20+20).
"Kâ'b bar Amr bar AbduMenât bu yazıyı 485 yılında yazdı."
Bar
بر
kelimesi
بن
ibn/oğlu anlamındadır ve burada sırrı çözülen tarih Busra Takvimine göre olup milâdî takvimde 590 yılına denk gelmektedir.
“منوة”
olarak da yazılmaktadır ki Lihyânî dilinde manat ve Nabatî dilinde manawatu şeklindedir (Wellhausen, s. 28; Lidzbarski, I-II, 313; Winnett, XXX [1940], s. 119).
Milâttan önce V ve IV. yüzyıllara ait Lihyânî metinlerinde Allah ve üç ilâhe inancına tesadüf edildiği gibi Semûdî ve Nabatî belgelerinde de Menât adı geçmektedir (Winnett, XXX [1940], s. 116).
6) Câhiliye döneminde her kabilenin bir putu vardı. Onun dışında da Lât, Menât, Uzzâ gibi ortak putlara sahiptiler. Ayrıca aya ve güneşe de tapıyorlardı.
Bu Semûdî yazıtta güneşe taptıklarının bir göstergesi.
Yazıtın metni şöyle;
"عبد شمس"
"Abduşems"
Merhum Allâme Elmalılı Hamdi Yazır bu hususta şöyle demiştir;
7) CAHİLİYE DÖNEMİNE AİT OLDUĞU ÖNE SÜRÜLEN ÖNEMLİ BİR YAZIT
Suudi Arabistan'ın kuzeyinde bulunan ve Kureyş’in en itibarlı kollarından biri olan Benî Mahzûm'a
بنو مخزوم
mensup Abduşems b. el-Muğire b. Abdillâh b. el-Mahzumi el-Kureşî'ye ait olduğu @mohammed93athar tarafından tahmin edilmekte olan ve ayrıca yazıtın
"بسمك اللهم"
"Senin isminle Ey Allah'ım" ibaresi ile başlaması Cahiliye dönemi yazıtlarında rastlanmakta olduğu ve Abduşems ismi bulunduğu için cahiliye döneminde yazıldığı öne sürülen bir yazıt.
Yazıtın metni şöyle;
بسمك اللهم أنا عبدشمس بن المغيرة يستغفر ربه
"Ey Allah'ım senin isminle (başlarım). Ben Abduşems b. el-Muğire. O Rabbine istiğfar eder/ediyor."
Yazıtın sahibi Abduşems b. el-Muğire'nin oğlu el-Velîd b. Abdişems b. el-Muğîra el-Mahzumî,
Esmâ binti Ebû Cehil ile evliydi.
İbn Sa’d, Tabakât, C. VIII, s. 6, C. X, s. 249; Bekkâr, C. I, s. 471.
Ayrıca el-Velîd b. Abdişems Mekke fethinde müslüman olmuş ve kardeşi Habib ile birlikte amcasının oğlu Hâlid b. Velid'in (Radıyaalahu Anhume) kumandanlığında Yemâme Harbinde şehit olmuştur. Kaynak 1, Kaynak 2
8) Meşhur Sahâbi Hanzale b. Abdiamr (Ebî Âmir) Radıyallahu Anh ve Abdullah b. Süfyan'a âit bu iki yazıtta da
"ٮسمکــ رٮںا"
"بسمك ربنا"
"Senin isminle Rabbimiz" ifadesi geçmektedir. Hatta bu ibarededen dolayı Sayın @mohammed93athar'a göre Hanzale b. Ebî Âmir Radıyallahu Anh bu yazıtı müslüman olmadan önce yazmış olabilir.
Bu yazıtta "Abdullah" yerine "Abduluzzâ" yazdığı da düşünülüyor.
Yazıtın metni şöyle;
"بسمكــ ربنا
أنا عبد العزى
بن سقين
أوصي ببر ا
الله "
"Rabbimiz senin adınla, ben Abduluzzâ b. Süfyân, Allah'a iyilik ve ihsan üzere itaati tavsiye/vasiyet ederim."
VED, YEĞÛS, YEÛK, NESR
Kur’ân-ı Kerîm’de,
وَقَالُوا۟ لَا تَذَرُنَّ ءَالِهَتَكُمۡ وَلَا تَذَرُنَّ وَدࣰّا وَلَا سُوَاعࣰا وَلَا یَغُوثَ وَیَعُوقَ وَنَسۡرࣰا
“Dediler ki: Tanrılarınızı bırakmayın, ilâhlarınız Ved, Süvâ‘, Yegūs, Yeûk ve Nesr’den vazgeçmeyin” meâlindeki âyette (Nûh 71/23) Nûh kavminin taptığı putlardan bahsedilmektedir. Bu isimler başlangıçta iyilikleriyle temayüz etmiş kişilere aitken ölümlerinin ardından bunların heykelleri yapılmış, daha sonra insanlar onları Allah ile kendi aralarında aracı olarak birer tapınma objesi yapmıştır.
Tefsirciler demişlerdir ki: Amr b. Lûhayyi'l-Huzaî Mekke'ye hükümdar olmuştu. İsmail dinini ilk önce değiştiren de bu idi. Putlar yaptırmış ve diktirmiş, bahire, sâibe, vasîle, hâm âdetlerini koymuştur. Bunun hakkında Peygamberimiz: "Ben onu ateşte gördüm, cehennem ehlini
"ريح قصب"
'bağırsak kokusu' ile incitiyordu" buyurmuştur ki "aksâb" bağırsaklar demektir.
(Buhari, Menakib, 9; Tefsiru Sureti 5/13; Müslim, Küsuf, 9,10, Cennet, 50,51; Ahmed b. Hanbel, II, 275, 366)
Yemen'de
صنعاء و عمران و مأرب و شبوة و الجوف
San'a, Amrân, Me'rib, Şebve ve el-Cevf şehirlerinde bulunan ve Müsned Hat ile yazılmış olan birçok yazıtta
bu putların isimleri geçmektedir. Ayrıca Uhdûd'da, Hâil'de, Necran'da ve sair yerlerde de bu isimlerin geçtiği Müsned ve Semûdî yazıtlar bulunmaktadır.
9) VED
𐩥𐩵
ود
Nûh kavminin putu olan Ved diğer putların en büyüğü idi ve sonraki devirlerde de bu puta Dûmetülcendel’deki (Kûfe) Benî Kelb ve Kureyş kabileleri tapmıştır (Tâcü’l-ʿarûs, “vdd” md.; Taberi, XXIII, 304; Fahreddin er-Râzî, VI, 365).
Özellikle Mezopotamya ve Güney Arabistan’daki kazılarda bu putların kalıntılarına rastlanması söz konusu putların ve bunlarla ilgili kültlerin oldukça geniş bir coğrafyada yayıldığını göstermektedir.
Uhdûd'da ve Yemen'de bulunan bu yazıtlarda bu putun ismi yer alıyor.
Yemen’de hâkimiyet kuran Maînliler’in ay tanrısı olduğu söylenen Ved ile Güney Arabistan’da tapınılan diğer ay tanrıları (Sin, el-Mekah/Ilumkuh, Amm/Melik) arasında irtibat kurulmuştur (Hitti, s. 60-61; Ved ve güneş özdeşliği için bk. EI2 [İng.], IX, 908).
Bütün Güney Arabistan’da yaygın olan bu inanç sebebiyle bölgedeki kabileler kendilerini ay tanrısının çocukları kabul ederdi. Mezopotamya medeniyetlerinde zaman zaman ortaya çıkan kozmik teslîsin kültünü ay tanrısı (Sin, el-Mekah, Amm ve Ved), güneş tanrısı (Şamas/Şems, Afrodit, Süvâ‘) ve yıldız(lar) / gezegen(ler) (Aştar/Astar, Venüs vb.) oluşturmuştur.
10) YEÛK
𐩺𐩲𐩤
يعوق
Nûh kavminin taptığı putlardan biri olan Yeûk (Nûh 71/21-23), İbnü’l-Kelbî’nin kaydettiğine göre, putları Arap yarımadasına getirip çeşitli kabilelere dağıtan Amr b. Lühay tarafından Mâlik b. Mersed b. Cüşem b. Hâşid’e, Hemdânî’ye göre ise Mâlik (Hayvân) b. Zeyd b. Mâlik b. Cüşem b. Hâşid’e verilmiş, o da bu putu San‘a’ya Mekke yönünde iki gecelik mesafede bulunan Hayvân adlı yerleşim merkezine koymuştur (Kitâbü’l-Esnâm, s. 8, 36; el-İklîl, s. 66). Hemdânîler ile Yemenliler’den onlara komşu olanların da bu puta taptıklarını belirten İbnü’l-Kelbî, Benî Hemdân’ın ve diğer Araplar’ın Yeûk kelimesini isim olarak kullanmadıklarını, herhangi bir şiirde de bu isme rastlamadığını belirtir (İbnü’l-Kelbî, s. 8) Yeûk diğer dört putla birlikte merkezî Arabistan’ın en eski putlarındandır; bunlar İslâm’ın gelişine kadar varlıklarını sürdürmüştür. Yemen'de bulunan Ry 520 numaralı Müsned bir yazıtta bu putun ismi geçmektedir.
Doktor el-Ağbarî, el-İklîl dergisinde bu yazıtın ne Yahudilik ne de Hıristiyanlık ile ilgili olmadığını bilâkis Hafiflik'in bekayâsı ile ilgili olduğunu belirtmiştir.
𐩺𐩶𐩻
يغوث
Kelimenin “yardım etmek” anlamındaki gavs kökünden türediği, kendisinden yardım istendiği için putun bu adla anıldığı, “yağmur yağdırmak” anlamındaki gays köküyle de bağlantı kurularak “yağmur yağdıran” mânası da verildiği (İbn Düreyd, s. 96, 153; Yâkūt, V, 439) ve menşeinin Güney Arabistan olduğu ifade edilmektedir (Jeffrey, s. 291-292).
Câhiliye döneminde erkek isimleri arasında Abdüyeğūs adına Mezhic, Kureyş, Tağlib ve Hevâzin kabilelerinde rastlanmakta, bu da adı geçen kabilelerde Yegūs’a tapınıldığını göstermektedir (Cevâd Ali, VI, 262).
Hâil'de bulunan Semûdî bir yazıtta
Hâil'de bulunan Semûdî bir yazıtta
𐩥𐩠𐩨 𐩺𐩶𐩻
وهب يغوث
şeklinde mürekkeb ve alem isim olarak "Vehb Yeğûs" şeklinde geçiyor.
Yazıtta "Ey ma'bûd olan Rad'û bana Vehb Yeğûs vasıtasıyla aşkım üzerine yardım et." manasında bir talepte bulunuluyor.
12)
Necran'da bulunan bu Semûdî yazıtta da aynı putun ismi geçmektedir.
13) Yemen'de bulunan Müsned bir yazıtta da
𐩲𐩨𐩵 𐩺𐩶𐩻
عبد يغوث
Abdu-Yeğûs şeklinde geçmektedir.
14) Ve yine Yemen'de bulunan bir kabın üzerine de bu isim kazınmıştır.
NESR
𐩬𐩪𐩧
نسر
Sözlükte “kartal veya akbaba cinsinden kuş” mânasına gelen nesr kelimesi Kur’an’da Nûh peygamberin gönderildiği kavmin taptığı beş puttan sonuncusunun adı olarak geçer (Nûh 71/23).
Nesr’e Yemen’in Himyer bölgesinde yaşayan ve
aynı adı taşıyan kabilenin Âl-i Zülkelâ‘ kolu da bir süre tapmış ve muhtemelen Yemen’in Zûnüvâs (517 [?]-525) tarafından yahudileştirilmesinin ardından bundan vazgeçilmiştir.
15)
16)
Bu yazıtta da iki puttan biri olarak ismi geçmektedir.
والله أعلم بالصواب
سبحانك لا علم لنا إلا ما علمتنا إنك أنت العليم الحكيم

































































Yorumlar
Yorum Gönder