MUSHAFLARIN YAZI ŞEKLİ

بسم الله الرحمن الرحيم 
RESMÜ'L-MUSHAF


Kur'ân-ı Kerîm'in kendine mahsus bir yazı şekli vardır ki, buna "Hazreti Osman zamanında istinsah edilen Mushafların yazı ve imlâ şekli" mânâsında "Resm-i Osmanî" veya "Resmü'l-Mushaf" denir. Mushaflarda belirlenen bu yazı şekli günümüze kadar özenle ve aynen muhafaza edilmiştir.
İbn Kesîr, Fedâilü'l-Kur'ân, s. 15.
Pratikte Resm-i Osmânî o zamandan bu zamana kadar (hem Mushaflarda hem de bu konuyla ilgili eserlerde) muhafaza edilmiştir. Yani Kur'ân kelimeleri Resûlullah ﷺ ve ashâb zamanında hangi harflerle yazılmışsa bugüne kadar öyle yazılagelmiştir. Hareke ve nokta konulması sayesinde de hatalı okumaların önüne geçilmiş, başka bir imlâ tarzına ihtiyaç kalmamıştır. 
Resûlullah ﷺ zamanından bu zamana kadar Kur'ân'ın kıraat tarzı nasıl korunduysa, yazısının da aynı şekilde korunmasının gerekli olduğu açıktır. Aksi hâlde bunun sonu gelmez, her bölge ve her devir insanı kendine göre Mushaf yazmaya kalkışır; Müslümanlar arasındaki Mushaf birliği ortadan kalkar, ihtilaflar ortaya çıkar. Ayrıca kıraatlerin muhafazası, Resmü'l-Mushaf'a uymakla mümkündür.
Müslümanlar bu zarurete inandıkları içindir ki, Kur'ân yazısı (Resm-i Osmânî/Resmü'l-Mushaf), her hâli ile muhafaza olunmuş ve günümüze kadar gelmiştir.
Mushafların yazılmasına gösterilen özene bir misal: Abdülaziz b. Mervân Mısır'da valilik yaptığı bir sırada, kendisine bir mushaf yazılmasını emretmiştir. Mushafın hatasız olmasına son derece dikkat ederek, yazılan bu mushafta her kim bir yanlış bulursa, kendisine kurbanlık bir koç ile otuz dinar mükâfat vereceğini ilân etmiştir. Kûfe kurrâsından bir zât, bu mushafta "Na'ce" yerine "Nec'a" yazılmış bir hata bulmuş ve mükâfatını almıştır (Corci Zeydân (1322/1914), Medeniyet-i İslâmiye Tarihi, III, 112
Ayrıca ilk dönem Mushaflarının yazısına bakıp da, günümüzdekilerle mukayese ederek farklı yazılmış olduğu yanılgısına düşmemelidir. Bunu, yani yazı tiplerinin farklı olmasını, şimdiki bilgisayarlarda kullanılan harf karakterlerinin (fontların) farklılığı gibi değerlendirmek gerekir; yani görünümleri farklı olsa da harfler aynı harftir.
Hat (yazı) iki kısımda incelenmiştir:
a) Hatt-ı kıyâsî: Bir kelimenin telâffuz edildiği gibi yazılmasıdır. 
b) Hatt-ı ıstılâhî: Mushafların imlâ tarzıdır. Bilhassa Resm-i Osmânî'nin kıyasa muhalif olan özellikleridir.
Kur'ân kelimelerinin çoğu hatt-ı kıyâsî denilen tarzda, yani kelime nasıl okunuyorsa öyle (telâffuz edildiği gibi) yazılmıştır: اَلْحَمْدُ - نَعْبُدُ - نَسْتَعِينُ kelimeleri telâffuz edildiği gibi yazılmıştır. 
Buna mukabil bazı kelimeler, söylenişinden veya daha sonraki dönemlerde ortaya çıkmış bulunan imlâ kurallarından biraz farklı olarak (اَلصَّلٰوة - اَلزَّكٰوة kelimelerinde olduğu gibi) yazılmıştır ki işte bu, Mushafa mahsus bir özellik olarak değerlendirilmekte ve buna da hatt-ı ıstılâhî denilmektedir. 
Dânî, el-Mukni, s. 10-122; Dânî, el-Muhkem, s. 57-196; İbnü'l-Cezerî, en-Neşr, II, 128-161; Süyûtî, el-İtkân, II, 166-170; Dimyâtî, İthâf, I, 81-96; Zerkânî, Menâhil, I, 369-373.

Bunlar şu şekilde özetlenebilir;
1- Hazif: 
Bazı harflere söyleyişte bulunduğu hâlde yazıda yer verilmemiş olması.
 Meselâ şu kelimelerde telâffuzda elif bulunduğu hâlde yazıda bulunmamaktadır: 
اَلرَّحْمٰن - ذٰلِكَ - لٰكِنْ . 
Aynı şekilde 
 
 

لِيَسُۤؤُا 
kelimesinde (İsrâ 17/7.)
iki vav'dan birisi,



 هَلْ يَسْتَوُن
 lâfzında da (Nahl 16/75.) 
yazıdaki vav harfini uzatmaya yarayacak harf-i med olan vav yazılmamıştır. 
Keza 
اَلنَّبِيّنَ - اَلْاُمِّيّنَ 
gibi bazı kelimelerden ikinci yâ harflerinin yazılmaması da böyledir. 
 Ek

2- Ziyade:
Bazı harflerin söyleyişte bulunmadığı hâlde yazıda yer alması. 
Meselâ 

kelimesinde elif,

 وَا۪يتَاۤئِ ذِي الْقُرْبٰى 
âyetinde (Nahl 16/90.) yâ, 



اُولُوا ve اُولِى kelimelerinde vav harfi telâffuzda bulunmadığı hâlde yazılmıştır.
(Hazif ve ziyade başlığı altında incelenen hususlar halen Batı dillerinde de vardır; nitekim bazı harfler yazıldığı hâlde okunmaz, buna mukabil telâffuzda bulunduğu hâlde yazıda bulunmaz).
3- Hemze:
 Hemze bazı âyetlerde farklı yazılmıştır: اَلرُّؤْيَا kelimesinin

 اَلرُّءْيَا şeklinde vav'sız, وَرِئْيًا kelimesinin ise yâ harfi olmadan


 وَرِءْيًا şeklinde (Meryem 19/74.) yazılması buna örnektir. 

4- Bedel (veya ibdâl): 
Bazı harflerin başka bir harfe dönüştürülerek yazılması. 
Meselâ 


سَلَاسِلَا kelimesi (İnsân 76/4) tenvinden bedel elif ile yazılmıştır. Aynı şekilde 


وَكَاَيِّنْ lâfzındaki nûn'un aslı tenvin olduğu hâlde bu şekilde yazılmıştır. Buna karşılık



 لَنَسْفَعًا kelimesindeki tenvinin aslı te'kid nûnu (نْ) olduğu hâlde Mushaflarda bu şekilde yazılmıştır. 
Keza



اَلصَّلٰوة - اَلزَّكٰوة - اَلْحَيٰوة 
gibi bazı kelimeler -muzaf olmadıkları yerlerde- elif ile değil elif'den bedel vav ile yazılmıştır.
(Muzaf oldukları yerlerde ise 

صَلَوٰتَكَ

-Tevbe 9/103 ve 

صَلَوٰتُكَ

Hûd 11/87 hâriç- elif ile yazılmışlardır: 





عَنْ صَلَاتِهِمْ - وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ - اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا - لِحَيَاتى

Bazı kelimelerde bulunan müennes tâ'ları da bazı yerlerde açık, bazı yerlerde kapalı yazılmıştır: 
Meselâ 


رَحْمَت - رَحْمَة ، 




نِعْمَت - نِعْمَة ،



 - سُنَّة سُنَّت 
kelimeleri böyledir.
5- Vasıl: 
Bazı harf ve edatların bitişik yazılması demektir. 
Meselâ "an-mâ" edatları (A'râf 7/166:

 فَلَمَّا عَتَوْا عَنْ مَا نُهُوا عَنْهُ
hâriç) bütün Kur'ân'da عَمَّا şeklinde vasledilerek yazılmıştır.
Aynı şekilde "in-mâ" 


(Ra'd 13/40: وَاِنْ مَا نُرِيَنَّكَ hâriç)
 اِمَّا
 şeklinde bitişik yazılmıştır. 
Keza "en-lâ" lâfzı bazı âyetlerde ayrık olarak



اَنْ لَا 
şeklinde yazıldığı hâlde, genellikle اَلَّا şeklinde bitişik olarak yazılmıştır.
(Ayrık olarak yazılan yerlere örnek olarak: A'râf 7/105, 169; Tevbe 9/118, Hûd 11/14 vs.)
6- Fasıl: 
Bazı harf ve edatların ayrık yazılması demektir. 
Meselâ "fî-mâ" bazı yerlerde 

فِى ما 
şeklinde ayrık yazılmıştır. 
(Bakara 2/240, Mâide 5/48, En'âm 6/145 vs.)
Aynı şekilde "enne-mâ" genellikle bitişik (اَنَّمَا şeklinde) resmedilmişken iki yerde

 اَنَّ مَا 
şeklinde ayrık yazılmıştır. (Hacc 22/62, Lokman 31/30.)
 
7- Mushaflar arasındaki yazım farklılıkları: Yukarıda belirtilen ortak özelliklerden başka bir de Mushaflar arasında görülen az sayıdaki yazım farklılıkları söz konusudur: 

Bilindiği gibi Kur'ân, Hazreti Osman zamanında birkaç nüsha (7-8); istinsah edilmiş ve bunlar belirli merkezlere gönderilmiştir. İstinsah edilen Mushaflar, Resûlullah'a ﷺ dayandırılan çeşitli kıraatleri ihtiva etmesi için harekesiz ve noktasız yazılmıştır. Bu nüshalarda Kureyş lehçesi esas alınmakla birlikte, Müslümanlar arasında yaygın olan ve daha sonra mütevâtir kıraatler bünyesinde yaşayacak olan vecihler de muhafaza edilmiştir. Nokta ve hareke bulunmayan bir yazı ile istinsah edilen bu Mushaflara, bir vech ile okunan kelimeler, nüshaların hepsinde aynı yazılmış; az sayıda bulunan, iki veya daha fazla vechi ihtiva eden kelimeler, (hareke ve nokta konulmadığına göre) aynı imlâ ile yazılınca hepsini içine alabiliyorsa, onlar da yine bütün Mushaflara bir imlâ ile yazılmıştır. 

"Resm-i Osmâniye uygunluk vâciptir. Fakat bu uygunluktan maksat, Hazreti Osman tarafından yazdırılan Mushaflardan herhangi birisinin resm-i hattına uygunluktur. Bu uygunluk, tahkîkî muvafakat ile takdîrî muvafakat diye iki kısma ayrılır. Meselâ el-Mukni'de zikredildiği üzere mesâhif-i Osmâniye'nin hepsinde eliflerin yazıdan hazfi ile


 (ملك يوم الدين) yazılmıştır. Şimdi yeni yazılacak bir Mushafta da bu elif'in yine hazfi ile yazılırsa mesâhif-i Osmâniye'ye tahkîkî bir muvafakat; elif izhar edilerek

 (مالك) şeklinde yazılırsa takdîrî muvafakat husule gelmiş olur. Bu bakımdan (ملك) yerine (مالك) şeklinde yazılması asıl kıraate uygun olduğundan bu, hatt-ı Osmânî'den ayrılma sayılmaz. Benzer kelimeler hakkında da hüküm böyledir"
Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, I, 29.

Yorumlar

En Çok Görüntülenenler