ÂDİYÂT SÛRESİNDE KENDİSİNE YEMİN EDİLENLER

بسم الله الرحمن الرحيم
ÂDİYÂT SÛRESİNDE KENDİSİNE YEMİN EDİLENLER


İslâm'ın sulh ve selâmet içinde varlığını ve kudretini sürdürebilmesi için maddî yönden de güçlü, disiplinli, cihada lüzumlu ve hazır olması gerekir. Amaç ise, Allah sözünün daha yüce olması ve Hak düşmanla­rının azgınlık ve nifaklarının durdurulması, haksızlık ve zulümlerin son bulması veya ortadan kaldırılmasıdır.


Müfessirlerin bu ilk beş ayet hakkında farklı görüşleri olmakla birlikte bu görüşlerden birisine göre Cenâb-ı Hak, düşmana karşı savaşan süvari mücahitle­rin ve dolayısıyla diğer kısımların eğitilmesinin lüzumuna işaretle savaş aracı olarak kullanılan atların ve savaşçıların beş özel durumlarına yemin etmekte ve böylece konunun önemine dikkat çekmektedir. 
Gerçekten bu sûre gibi birçok sûrede çok kapsamlı lafızlar mevcut olup bunlar, geniş tefsirlere imkân vermektedir.
Mesela bu sûrede atla ilgili beş maddeye yer verilirken net biçimde «at» ismi anılmamıştır. Çünkü attan maksat, seri hareket eden ve mücahide, gaziye yardımcı olan her vasıtadır. O gün için bu vasıta at ve deve idi. Bu­gün at az da olsa yerini korumakla beraber, o vasıtadan maksat uçak, tank, roket, nükleer başlıklı uzun ve kısa menzilli füzeler ve ben­zeri savaş silahlarıdır. O bakımdan Kur'ân'da savaş için lüzumlu vasıtanın bazı özellikleri sıralanırken açık ve net olarak «at»tan ve «deve»den söz edilmemiştir. Zira
عاديات
«âdiyat», harıl harıl, nefes nefese boynunu uzatarak koşan at olabileceği gibi deve ve başka bir vasıta da olabilir; yani âyeti daha kapsamlı yorumlamak mümkün gösterilebilir. 
Nitekim Hicretin birinci asrında yaşamış olan Hazreti İkrime (Radıyallahu anh), ikinci âyeti savaş silahları olarak tefsir etmiştir. 


Bundan ve âyetteki ateş saçma, kıvılcım çıkarma manâsından hareketle merhum Elmalılı Hamdi Yazır gibi müfessirler, âyetlerde tanklar ve diğer zırhlı araçlar gibi modern ateşli silahlara da işaret olduğu düşüncesindedirler.

Bu ayetlerde yapılan yeminlerin cevabı [Gerçekten insan, Rabbine karşı çok nankördür!] hakkında bazı farklı görüşler söz konusudur.
Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz;


1) İlk beş âyette yemine konu olan hususlar müsbet manâda ise de, onun cevabı olarak gelen bu âyet, menfi bir gerçeği nazara vermektedir. İlk beş âyet Müslüman gazileri överken, [Gerçekten insan, Rabbine bu karşı çok nankördür!]
ayetinde sözü edilen nankörlük, Allah’ın insana en büyük nimeti olan İslâm ve hidayet nimetine karşı nankörlüktür ve dolayısıyla ilk beş âyet, bu nankörlükle İslâm’a ve Müslümanlara saldıran, onlarla yaptıkları anlaşmalara ihanet eden zalimlere karşı at süren Müslüman gazileri övmektedir. 


2) İbn Abbas, Mücâhid, Katâde, Dahhâk, Atâ ve ekseri muhakkik ulemanın görüşüne göre, kendisine yemin edilen vasıflar, atlara aittir.. Bu haber, merfu olarak rivayet edilmiştir. Nitekim Kelbî şöyle demiştir: 
Resûlullah ﷺ, Kinâne oğullarından bazı insanlar üzerine bir seriyye gönderdi.



 Müfrezenin kumandanlığını da Münzir b. Amr el-Ensârî'ye verdi.
Resûlullah'ın ﷺ, gönderdiği bu müfrezeden bir ay haber alamadı. Münafıklar da: "Onlar öldürüldüler" diye haber yaydılar. İşte bunun üzerine bu sûre-i kerime nazil olup onların selâmette olduklarını Resûlullah'a ﷺ bildirdi ve bu müfrezenin, hedef seçilen kavme baskını gerçekleştirdiğini müjdeledi ve o mücâhidler hakkında yalan haber yayan münafıkların nankörlüğünü de teşhir etti.

Burada gazilerin atlarının yemine tahsis edilmesinde ziyadesiyle Beraa sanatı vardır. {Beraa, maksada uygun olarak kelâma başlama sanatıdır. } buna göre âyet şöyle bir manaya işaret eder:

Münafıklar, sahipleri hakkında yaydıkları yalan haberi yayarken, şunu, şunu yapan gazilerin atlarına yemin ederim ki, o yalan haberi yayanlar, çok nankördürler.
3) Bu surenin ilk beş ayeti diğer bir görüşe göre cahiliye döneminde Arabistan'da yaygın olan kan dökme ve anarşiye işaret etmektedir. Cahiliye döneminde gece korkunç bir şeydi. Çünkü her kabile kendini tehlike içinde hissediyordu.

Kim bilir hangi düşman onlara ne zaman hücum edecekti? Sabah olduğunda, geceyi tehlikesiz geçirdikleri için biraz rahatlıyorlardı. Kabileler arasında sadece kan davası için değil, birbirinin mallarını, hayvanlarını elde etmek, kadınlarını ve çocuklarını köleleştirmek için de savaş çıkardı. Bu zulümlerde ve kan dökmelerde çoğunlukla atlar kullanılıyordu. Allah, insanın Rabb'ine karşı nankör olduğuna dair delil olarak, kendilerine verilen bu kuvvetleri iyilik yerine kötülük için kullanmalarını göstermektedir. Allah'ın verdiği imkanları ve onlara bağışladığı güçleri Allah'ın en nefret ettiği şey olan yer yüzünde fesat çıkarmak için kullanmaları, aslında Allah'a karşı en büyük nankörlüktür.
Son olarak bu mübarek sûre münasebetiyle Kur'an-ı Kerim'de bulunan önemli bir hususa değinilebilir. Şöyle ki, Kur’ân’da çeşitli yönleriyle ses-mana uyumunu yansıtan bir ritim olduğu ve genel duruma uyum sağladığı bir gerçektir.
 Bir ayette ya da sûre bütünündeki ritim belli bir manzarayı göz önüne getirir veya ilgili mânâ aksettirir. 

 Mesela bu ayetler, bir atlı grubun düşmana karşı giriştiği savaştan bahsetmektedir. Ayetler ritmik olarak, kısa ve seri, tamamı fiil cümlesi, fasılalar ise kısa med ile bitmektedir. Ayetlerin ritmi, mânâdaki serilik ve harekete uyumludur.
Devamındaki bu ayetlerde ise, sûrenin insanın gafletini, mala sevgisini, nankörlüğünü yüzüne vuran kısmıdır. 

Ayetler isim cümlesi, fasılalar medli “dâl” harfi ile bitmektedir. Ayetlerde bulunan ritim ile mânâdaki takrir ve ifadelerin sabitliği uyumludur.

Sûrenin son kısmı ise insanın ölümden sonraki durumunu ve onu bekleyenleri anlatmaktadır. İki fiil cümlesinden sonra isim cümlesi takip etmiş, fasılalar medli “râ” harfi ile bitmiştir. Bu ayetlerde de uzayan ve sakin ritim mânâdaki sabitlikle ve kesinlikle örtüşmektedir. Görüldüğü üzere sûrenin üç bölümü de kendine has, belli bir düzen ve ahenk içerisinde ritim ve mânâ birlikteliğine sahiptir.
والله أعلم بالصواب 
سبحانك لا علم لنا إلا ما علمتنا إنك أنت العليم الحكيم 

Yorumlar

En Çok Görüntülenenler