ORUÇ VE TAKAT

بسم الله الرحمن الرحيم 
ORUÇ, İTÂKA VE İSTİTÂ'

Bakara Suresinin 184. Ayetinde geçen
وَعَليٰ الَّذ۪ينَ يُطِيقُونَهُ
İfadesinin tefsir ve izahı:
(Ayette ilk olarak geçen) Hasta ve yolcu gibi geçici özürlüler böyledir. 
 Devamlı özürlü olan ikincisine gelince:
 وَعَليٰ الَّذ۪ينَ يُطِيقُونَهُ
gerek eda ve gerekse kaza olarak oruca zor dayanabilen, orucu güçsünen yani oruç, takatlerini tüketecek olanlar, mesela pek ihtiyarlamış veya iyileşme ümidi olmayan müzmin bir hastalığa yakalanmış bulunanlar üzerinde, 
 فِدْيَةٌ
yedikleri her oruç yerine bir fidye, yani
 طَعَامُ مِسْك۪ين
bir yoksul yiyeceği farzdır.


Bundan dolayı muhayyer vücub muhtemel olmakla birlikte, birinci şık tercih edilmektedir. Yani bu fidye durumu, bir mazeret dolayısıyla eda ve kazaya tam imkan bulunmadığı takdirde kaza ve kısmen de eda manasında olmak üzere meşru kılınmıştır ki,
 اَلَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَ
“oruca dayanıp kalanlar” bu mazeretin daima sahibidir ve bunda nesih yoktur. Şimdi bunu izah edelim:
 يُط۪يقُونَ
Yutikune: İf’al babından ve “itaka” manasından muzari bir fiildir. 
“İtaka”, takat ve tavk kökündendir. Tavk “ط "nın fethasıyla takat, ط “nın zammesiyle de boyna takılan gerdanlık veya ağır bir demir manasınadır. 
Takat, kuvvet ve güç yetirme manasına bilinmekteyse de esasen aralarında bir fark vardır. Vüsu’, dediğimiz kuvvet, takatın üzerindedir. Çünkü vüsu’, bir şeye kolaylıkla güç yetirmek, takat ise zorluk ve meşakkatle güç yetirmektir. Bundan dolayı “itaka”, gücü yetmek, dayanmak manasına gelirse de esasında güç yetişmek, güç tükenmek, zor dayanmak, hatta dayanamamak manasınadır. Bunlara Arapça olarak sırasıyla tatvik, tatavvuk, tatayyuk ve ichad denir.
Bu bakımdan “itaka”, burada ya استطاع “istitâ': gücü yetmek” veya “tatvik: gücü tükenmek” manasına olacaktır. İstitâ' manasına olursa gücü yetenler, oruç tutmadıkları takdirde fidye versinler demek olur ki, muhayyer bir vücub ifade eder ve oruç tercih edilir. “İtaka”ya bu mana verilirse
 فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ
“Sizden her kim o aya şahit olursa onda oruç tutsun.” emrinin mutlak olarak sonucu ile birlikte neshedilmiş olduğunda şüphe yoktur. Bunun için bu tefsiri yapanlar, bunun neshedilmiş olduğunda da ittifak etmişlerdir. Halbuki bu mana, zahir bile olsa, iradesine engel olacak karine vardır. Çünkü
 يُط۪يقُونَهُ
kelimesinde ki
 "هُ"
 “hu” zamiri, her halde
 صِيَام

“oruç” kelimesine aittir. Kendisinden sonra gelen fidyeye gönderilmesi caiz değildir. Gerçi bunda rütbe itibariyle zikredilmeden önce zamir getirme işi yoktur. Fidye, muahhar (geri bırakılan) mübteda olduğu için rütbe itibariyle mukaddem (önce getirilmiş)dir. Fakat “fidye” kelimesi müennes olduğundan buna müzekker zamiri gönderilemez. Ondan sonraki
 طَعَامٌ
“yiyecek” kelimesine göndermek ise nazmın güzelliğini bozacak bir kusurdur. Kendisine uyulan şeyden uyana geçerek fidyenin bedellik manasını unutturmaktır ve zikredilmeden önce bir kelimeye zamir göndermek manasındadır. Zamirin, fidye ve taama gönderilmesi caiz olmadığından mana: “Fidyeye gücü yetenlere fidye vacibdir.” demek olamaz. Zamirsiz: “Gücü yetenlere fidye vacibdir.” gibi anlaşılması ise hiç caiz olamaz.
وَعَليٰ الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَهَا
“o fidyeye gücü yetenler” buyurulmadığı gibi, sadece
 وَعَليٰ الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَ
“gücü yetenlere...” de buyurulmamıştır. Eğer maksat bu olsaydı, bunlardan birinin söylenmesi gerekirdi ve zamirin hazfi daha veciz olurdu.
Şimdi zamir “sıyam”a raci olduğu halde “itaka”yı “vüsu’: kuvvet” ve “istitâa't: gücü yetmek” manasına yoracak olursak, mana şöyle olacaktır: “Oruca gücü yetenlere fidye vacibdir.” Böyle demekse akla uymayan bir çelişki teşkil eder. Çünkü oruca gücü yetenlere fidye vacib olunca
 كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ
“oruç size farz kılındı” ifadesi gereğince, oruç tutması lazım gelenler, oruca gücü yetmeyen acizlerden ibaret kalacaktır.
Buna karşı, “Fidyenin vücubu, orucun vücubunu kaldırmıştır.” da denemez. Çünkü nazmın gelişinin, mazerette varid olması, yine fidye kelimesi, sonra neshedenle neshedilen bir arada toplanamazken
 وَعَليٰ الَّذ۪ينَ
“ve o kimselere...” ifadesinde toplanmaya delalet eden “vav” buna engeldirler.
Hasta ve yolcuya kaza vacib olduğu halde sağlıklı ve mukim olanın muhayyer olması da diğer bir çelişki demektir. Belağatlı bir sözde böyle makul olmayan çelişkiler, öyle kesin ve engelleyici bir karinedir ki, bununla “itaka”nın güç yetmek manasına olmadığı kesinlikle ortaya çıkar. Bundan başka, kastedilen manayı gösterecek bir de tayin edici karine vardır. Çünkü bunun gelişi, mazeret ve ruhsat gelişidir. Zira kendisinden önce hasta ile yolcu hakkındaki ruhsat zikredilmiştir. Demek ki, bundan maksat, onlardan başka, fakat onlara benzer, bununla birlikte diğer günlerde kaza ümidi bile bulunmayan bir sınıf olacaktır. İşte o engelleyici karine ve bu tayin edici karine ile burada “itaka”nın tatvik ve ichad gibi, son derece gücsünmek, güç tükenmek, zor dayanmak, hatta dayanamamak manasına olduğu tayin edilir ki, bu mana mecaz olsaydı yine zaruri olacaktı.
Gerçekten dirayet yönünden böyle olduğu gibi rivayet yönünden de bunun
 يَطُوقُونَهُ اَيْ لاَيُط۪يقُونَهُ
“orucu çok güçsünür, yani dayanamazlar” diye tefsir edilmiş bulunduğunu görüyoruz.

Sonra şaz kıraet olarak:


Anlatılan karineler mevcutken


Kaynak:
Hak Dini Kur'an Dili
Elmalılı Hamdi Yazır

Yorumlar

En Çok Görüntülenenler