YUNUS SÛRESİ 35. ÂYET

 بسم الله الرحمن الرحيم 

YUNUS SÛRESİ 35. ÂYETTE BİR BELÂĞAT NÜKTESİ 

"Bakınız bu ifadede ne beliğ bir îcâz vardır. “Men” tâbiriyle zevi’l-ukūl tahsîs bi’z-zikr edilerek gerek esnâm gibi hissiz şuursuz, gerekse behâim gibi hissi1 olsa da akılsız olanların kāle bile alınamayacakları ihtar edilmiş olduğu gibi اِﻻَٓ اَنْ ﻳُﻬْﺪٰى istisnâsıyla da evvelki sualdeki hidâyetten murad bizzat ve bilfiil hidâyet olduğuna işaret buyurularak; “melekler, peygamberler ve ulü’l-ilmi kāimen bi’l-kıst olan ehl-i hak, hakka hidâyet edemez mi?” tarzında bir suâl-i mukadderin cevâbı gösterilmiş ve bunlardan hiçbirine ta‘abbüd olunamayacağı da anlatılmıştır."

Merhum Allâme Elmalılı Hamdi Yazır’ın Yunus Sûresi 35. ayet tefsirinde geçen bu ifadeleri, Kur’an’ın belağatındaki ince bir nükteyi (îcâz) açıklar. 

1. "Men" (مَنْ) Tâbiri ve Îcâz

Ayetin orijinal metnindeki (اَمَّنْ لَا يَهِدّي) kısmında, cansız varlıklar için kullanılan "ما"  "Mâ-i mevsûle" yerine, akıl sahipleri için kullanılan “مَنْ” - "Men" ism-i mevsûlü tercih edilmiştir.

Bu tercih, putlar gibi hissiz ve şuursuz varlıkların ilahlık veya rehberlik davasında "kale bile alınamayacak" kadar aciz olduklarını ihtar eder.

"Men" denilerek tartışma zevi’l-ukûl (akıl sahipleri) seviyesine çekilir. Böylece, hidayet verme iddiasında bulunabilecek en üst mertebedeki varlıklar üzerinden bir kıyas yapılarak, bu vasfın sadece Allah’a mahsus olduğu vurgulanır.

2. "İllâ en yuhdâ" (اِلَّٓا اَنْ يُهْدٰى) ve Suâl-i Mukadder

Ayette geçen "hidayet olunmadıkça hidayet bulamayan" ifadesi, zihinlere gelebilecek gizli bir soruyu (sual-i mukadder) bertaraf eder:

"Peki melekler, peygamberler ve 'ulü'l-ilmi kaimen bi'l-kıst' olan ehl-i hak da insanlara hidayet etmiyor mu?"

Bu istisna ile işaret edilir ki; melekler ve peygamberler gibi yüce varlıklar bile hidayeti bizzat ve bilfiil kendilerinden bulmazlar; onlar da Allah’ın hidayetine muhtaçtırlar.

Bu, ilmü’l-meânî’de “mukadder suale cevap” (جواب عن سؤال مقدر) türüne girer. Metinde sorunun kendisi söylenmeyip doğrudan cevabın (istisna yoluyla) verilmesi, "îcâz-ı hazif" yoluyla sözü hem daha kuvvetli hem de daha kısa kılmıştır.

Kendisi hidayete muhtaç olan bir varlığa "taabbüd" (ibadet/kulluk) edilemez. Hakiki mürşid ve ibadete layık olan tek zat, hidayeti bizzat yaratan Allah’tır. 

Hâsılı; ayetteki bu belağat nüktesi, hidayetin kaynağının mahlukat olmadığını, mahlukatın ancak Allah'ın hidayetiyle yol bulabildiğini "en beliğ bir îcâz" ile ortaya koymaktadır.  Elmalılı Hamdi Yazır'ın bu keşfi, Kur'an'ın sadece ne söylediğini değil, nasıl bir mantık örgüsüyle (nazm) söylediğini de ortaya koymaktadır.

والله أعلم بالصواب 

سبحانك لا علم لنا إلا ما علمتنا إنك أنت العليم الحكيم 


Yorumlar

En Çok Görüntülenenler