NİSA SÛRESİNİN 128. ÂYETİ VE İSLAM'DA SULH
بسم الله الرحمن الرحيم
NİSA SÛRESİNİN 128. ÂYETİ VE İSLAM'DA SULH
Bu ayet öncelikle aile içi kavgalara atıfta bulunsa da, kullanılan terminoloji, barışın hayatın her alanında üstün olduğunu belirtir.
Çünkü sebebin hususiliği, hükmün umumî olmasına mâni değildir. Yani her ne kadar bu âyet hususî bir mesele hakkında nazil olmuş olsa da âyetin ortaya koyduğu hüküm geneldir.
Nitekim bu hususta İmam Suyûtî; "Usûl ulemâsı âyetlerde önemli olan, lafzın umûmiliği mi, yoksa sebebin hususiliği midir konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bize göre en doğru olan, lafzın umumiliğidir. Çünkü bir çok âyetler belli sebepler için inmiştir. Halbuki usûl ulemâsı nüzûl sebepleri dışına çıkarak, âyetlerin umûmi mana ifade ettiklerinde ittifak etmişlerdir." demiştir.
Hatta bu konuda İmam Kurtûbi şöyle demiştir;
Yüce Allah'ın: "Barış daha hayırlıdır" âyeti, umumi ve mutlak bir lâfızdır. Ruhları teskin eden ve anlaşmazlıkları izale eden gerçek sulhun, kayıtsız ve şartsız olarak hayırlı olmasını gerektirir. Mal, yatakta beraberlik veya bunun dışında herhangi bir hususta karı ile koca arasında meydana gelecek bütün sulhler de bu hususun kapsamına dahildir.
"Hayırlıdır" âyeti, ayrılıktan daha hayırlıdır, demektir. Çünkü ayrılıkların, kinin ve öfkenin devam edip gitmesi, şerri ayakta tutan unsurlardandır. Hazret-i Peygamber de, kin hakkında: "İşte o tıraş edicidir" Muvatta’', Husnu'l-Huluk 7; Müsned, VI, 445. Hadisin muttasıl başka rivâyetleri için bk. İbn Abdill-Berr, et-Temhid, XXIII, 145 vd.; el-İstizkâr, XXVI, 127 vd. diye buyurmuştur Tıraş edici olması, saçı tıraş eden değil, dini tıraş eden demektir.
Bu sebeple ister aile fertleri isterse toplumun farklı kesimleri arasında olumsuz bir kısım tavır ve davranışlar ortaya çıktığında Kur’ân’ın bize tavsiye etmiş olduğu çözüm yolu sulhtur, anlaşma ve uzlaşmadır.
Bu nedenle barışın mümkün olduğu her ortamda Resûlullah ﷺ, barışa yönelik harekete geçmeyi teşvik etmiştir.
Hatta savaşın tam ortasında bile, 'düşman barışa yönelik bir meyil gösterirse' Kur'an'da, Resûlullah'dan ﷺ barışı kabul etmesi ve Allah'a güvenmesi istenmektedir (8/61).
Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’in daha birçok âyeti özellikle, (en-Nisâ 4/90); (el-Mâide 5/32); (el-Ankebût 29/46); (el-Mümtehine 60/8-9) toplumlar arası ilişkilerde barışın esas alındığını göstermektedir.
Resûlullah'ın ﷺ, “Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin; Allah’tan âfiyet dileyin. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabredin ve bilin ki cennet kılıçların gölgesi altındadır” (Müslim, “Cihâd”, 20; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 89);
“Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın” (Buhârî, “Cihâd”, 164, “Meġāzî”, 60; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 17) şeklindeki buyruklarıyla,
“Savaşın kendilerini eritip tükettiği şu Kureyş’e yazık! Savaşta bir hayır yoktur. O sadece daha önce kazandıklarını yiyip bitirir. Benimle diğer Araplar’ın arasına girmese ne olur sanki? Eğer onlar bana üstün gelirlerse isteklerine nâil olurlar; ama Allah beni onlara galip getirirse hep birlikte İslâm’a boyun eğerler. Güçlü olsalar bile daha nereye kadar böyle savaşıp duracaklar?” (bk. Buhârî, “Şürûṭ”, 15; Ebû Yûsuf, s. 227; İbnü’l-Esîr, XI, 87; İbn Kesîr, III, 313) şeklindeki serzenişi de söz konusu ilkeyi teyit etmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm, son ilâhî mesajın bütün insanlığa duyurulmasını sağlayan en uygun aracın barış olduğunu belirtir (Fussılet 41/34).
Yine Kur’an’da barış yoluyla ve antlaşmalar imzalayarak yeryüzünün özgürce yaşanılan bir yer haline getirilmesi ve bu özgürlük ortamında dinin benimsenmesi gerçek anlamda fetih sayılmıştır. Hudeybiye Antlaşması’nın imzalanmasından sonra Medine’ye dönüş yolundayken gelen Feth sûresinin ilk âyetleri bu antlaşmayı “fetih” olarak nitelemiştir.















Yorumlar
Yorum Gönder