HAZRETİ ADEM'İN BOYU

بسم الله الرحمن الرحيم 
HAZRETİ ADEM'İN BOYU

Başta en önemli hadîs kaynaklarından olan Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim’de, ayrıca birçok tefsir ve tarih kaynağında konuyla ilgili çeşitli haberler bulunmaktadır.

Bazı kaynaklarda Ebû Hureyre’den Radıyallâhu Anh rivâyet edilen bir hadîste, Hazreti Âdem’in uzunluğunun altmış zira’ olduğu nakledilmektedir. Rivayet şöyle;
“Yüce Allah, Âdem’i kendi sûreti üzere (mükemmel ve düzgün bir şekilde) yarattı. Boyunun uzunluğu altmış zirâ’ idi. Allah ona, ‘Haydi, şurada oturan Meleklerin yanına git de onlara selâm ver! Ve onların senin selâmını nasıl karşıladıklarını dinle! Çünkü hem senin, hem de (senden sonra) zürriyetinin selâmlaşması bu şekilde olacaktır’ buyurdu. Bunun üzerine Âdem Meleklere, ‘es-Selâmü aleyküm’ dedi. Onlar da, ‘es-Selâmü aleyke ve rahmetullah’ diyerek, selâmlarına “ve rahmetullah” duasını ziyâde ederek karşılık verdiler. Cennete girecek olan herkes, Âdem’in (ilk yaratıldığında sahip olduğu mükemmel) sûretine uygun olarak girecektir. Âdem’in torunları, şimdiye kadar onun güzelliğinden birer parçayı kaybetmiştir. Nihâyet bu eksiliş şimdi (Muhammed ümmetinde) sona erdi (Buhârî, 2002, Ehâdîsu’l-Enbiya, 1; Müslim, 1992, Cenne, 28; Ahmed b. Hanbel, 2001, XIII, s. 504; İbn Kesîr, 1988, I, s. 98).”


Ahmed b. Hanbel, Müslim ve Bağavî gibi bazı muhaddisler aynı hadîsi, “...Cennete girecek olan herkes, Âdem’in sûretine uygun bir şekilde, uzunluğu altmış zira’ olarak girecektir...” ziyadesiyle nakleder (Ahmed b. Hanbel, 2001, XIII, s. 504; Müslim, 1992, Cenne, 28; Bağavî, 1983, XII, s. 254).


Kezâ Ebû Hureyre’den Radıyallâhu Anh rivayet edilen, hem Sahîh-i Buhârî hem de Sahîh-i Müslim’de geçen diğer bir hadîste Ehl-i Cennet şöyle tarif edilir: “Cennete ilk girecek zümre, oraya ayın on dördündeki dolunay gibi parlak; onları takip eden zümre ise gökyüzündeki en parlak yıldız gibi girer. Orada küçük ve büyük abdest bozmazlar. Tükürmeye ve sümkürmeye ihtiyaç hissetmezler. Tarakları altın, terleri misk, buhurdanlıkları ise öd ağacındandır. Eşleri iri gözlü hurilerdir. Herkes orada (fizik itibariyle) bir yaratılış üzere olacak ve babaları Âdem gibi altmış zira’ olarak halkedilecektir (Buhârî, 2002, Ehâdîsi’l-Enbiya, 1; Müslim, 1992, Cenne, s. 6).”


Yine Ebû Hureyre’den Radıyallâhu Anh rivâyet edilen ve cennete girecek olan müminlerden bahseden diğer bir hadîste Hazreti Âdem’in boyundan şöyle bahsedilmiştir: “Ehl-i Cennet, cennete Âdem’in yaradılışı üzere kılsız, sakalsız, beyaz, dalgalı saçlı, sürmeli gözlü, otuz üç yaşında ve altmış zira’ boyunda olarak girerler (İbn Ebî Şeybe, 1988, VII, s. 35; Ahmed b. Hanbel, 2001, XIII, s. 315; Taberânî, 1985, II, s. 75; Ebû Nuaym, t.y, II, s. 99).” Kaynaklarda bu rivâyetlere benzer daha birçok nakil bulmak da mümkündür.
Muhaddisler, Hazreti Âdem’in boyundan bahsederken “doğrusunu Allah bilir” kaydıyla birtakım tahminlerde bulunmuştur. Burada bahsedilen altmış zira’ uzunluğun, Hazreti Âdem’in kendi zira’ı ile mi yoksa günümüzde kullanılan zira’ miktarına göre mi olduğu konusunun netlik kazanmadığı görülmektedir. Çoğunluğa göre söz konusu ölçü Hazreti Âdem’in kendi zira’ı ile değildir çünkü zira’, dirsekten orta parmak ucuna kadar olan uzunluktur ve herkesin zira’ı, ortalama kendi boyunun dörtte biri kadardır. 


Şayet Hazreti Âdem’in boyu olarak ifade edilen altmış zira’ onun kendi zira’ına göre olsa, vücut uzunluğu yanında kol boyu orantısız derecede kısa kalmış olurdu nitekim İbnu Hacer, buradaki zirâ (arşın) kelimesinin iki ihtimal taşıdığını belirtir:

1) Hazreti Âdem'in zirâ'ı ile altmış zirâ.

2) Halen bilinen zirâ ile altmış zira.

(İbn Hacer, 1959, VI, s. 366-367; el-Münâvî, 1938, III, s. 445; Aliyyü’l-Kârî, 2002, IX, s. 3669; el-Aynî, t.y, XV, s. 208-209; el-Irakî, t.y, VIII, s. 105; Kastallânî, 1906, IX, s. 130).


Bazı muhaddisler Hazreti Âdem’in altmış zira’ olarak zikredilen uzunluğunun, onun dünyaya indikten sonraki boyu değil cennetteki boyu olduğunu savunurken, (İbn Kuteybe, 1999, s. 321) diğer bir kısmına göre ise onun cennetteki sûreti ile Arz’a indikten sonraki sûreti arasında değişim olmamıştır (Suyutî, 1996, VI, s. 187).


Meşhur muhaddislerden İbn Hacer el-Askalânî Sahîh-i Buharî’deki hadîslerin şerhini içeren Fethu’l-Bârî adlı eserinde İbnü’t-Tîn’in konuyla ilgili görüşünü nakleder. İbnü’t-Tîn, "Nasıl ki, her şahsın boyu yavaş yavaş büyür, ancak büyüme saatler veya günler arasında sezilmez, ancak günler artınca büyümenin farkına varılır. İnsanlığın boyca gerilemesindeki durum dahi böyledir." diyerek insanların süreç içinde kısaldıklarıyla ilgili husûsun noksaniyet içerdiğini ve müşkil bir mesele olduğunu söyler. Nitekim Semûd Kavmi gibi geçmiş ümmetlerin eserleri halen mevcuttur ve bu eserlerden onların aşırı bir uzunluğa sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Oysa ki tedrîci kısalma fikrine göre onların bizden çok daha uzun olmaları gerekirdi. Bu nedenle hadîste işkâl söz konusudur ve şu ana kadar izâle edilebilmiş değildir (İbn Hacer, 1959, VI, s. 367; el-Münâvî, 1938, III, s. 445).
Hâsılı Tefsir ve İslam Tarihi kaynaklarında ilgili rivayetlere istinâden Hazreti Âdem'in altmış zira', yani yaklaşık otuz beş - kırk metre boyunda olduğu belirtilir. Ayrıca bulunduğu kaynaklarda ilgili rivayetlerin önemli bir kısmının, hem senet hem de metin yönünden sıhhatli olduğu söylenebilir. Ancak müteşâbih âyetlerde olduğu gibi; Hazreti Âdem’in uzunluğundan bahseden hadîslerin metin yönünden kat’î olması, mânaya delâlet yönünden de kat’î olmasını gerektirmemektedir. 


Üstadın dediği gibi Delil kat'iyy-ül metin olduğu gibi, kat'iyy-üd delalet olmak gerektir.
(Münâzarât 32.sh - Risale-i Nur) Dolayısıyla söz konusu hadîslerde geçen ifadelerle neyin kastedildiği, yoruma açık bir husustur. Ek
Tarihî eserler ve arkeolojik kalıntılar arasında, Hazreti Âdem’in dünyaya ilk gönderildiği zaman altmış zira’ olduğuna ve onun neslinden gelen insanların süreç içinde kısalıp küçüldüğüne dair bir delil bulunmamaktadır. Gerek zamanımıza ulaşmış olan eski yapılar gerekse arkeolojik kazılarda ortaya çıkan araç ve gereçler önceki insanların da aşağı yukarı bizimle aynı boyutlarda olduğunu göstermektedir. Bunun aksini gösteren bazı delillere ulaşılmadığı sürece, tedrîcî kısalma fikrini ispatlamanın mümkün olmadığı açıktır. Âd Kavmi gibi bazı toplulukların iri cüsseli olduğu hakikat ise de bu iriliğin anormal boyutlarda olmadığı anlaşılmaktadır.
Netice itibariyle Hazreti Âdem’in altmış zira’lık boyundan bahseden hadîslerdeki “zira” ifadesiyle kastedilen ölçünün insanlar arasında geçerli olan ölçü biriminden farklı olabileceği ihtimali bir tarafa; söz konusu uzunluğun cismânî boyu değil mânevî azamet ve bereketi ifade ettiğini; cismânî boy olsa bile bunun Hazreti Âdem’in dünya hayatındaki uzunluğunu değil İbn-i Kuteybe'nin değindiği gibi cennetteki uzunluğunu ifade ettiğini söylemenin daha tutarlı olacağı anlaşılmaktadır. Zira akıl ve nakl-i sahîh teâruz ettiği zaman aklı esas alıp nakli tevil yoluna gitmek İslamî ilimlerin en temel kurallarından biridir.

والله أعلم بالصواب 
سبحانك لا علم لنا إلا ما علمتنا إنك أنت العليم الحكيم 


Yorumlar

En Çok Görüntülenenler