RESÛLULLAH'IN ﷺ KUR'AN'I TEFSİRİ
بسم الله الرحمن الرحيم
BAZI MİSALLERİYLE RESÛLULLAH'IN ﷺ KUR'AN'I TEFSİRİ
Resûlullah ﷺ Kur'ândan ashabına açıklamış olduğu hususları, programla ders veren bir muallim gibi takrir etmemiştir.
Birtakım vesilelerle, bazı ayetleri izah etmiştir. Kendisine vahyolunan ayetleri insanlara tebliğ etmiş, ameli hüküm ihtiva eden ayetlerden, mücmel olan birçoğunu açıklamış, ne şekilde amel edileceğini kifayet miktarı beyan etmiştir.
Onlara daha fazla teferruat ilave edilmesi, bilahere kendilerinin tatbikat ve izahları, Müslümanların tatbikatını değerlendirmesi şeklinde zamanla olmuştur. O bazen herhangi bir ayeti okurken kendiliğinden açıklamış, bazen Müslümanların veya gayr-i müslimlerin suallerine muhatap olması üzerine yahut makam ve siyak münasebetiyle açıklamıştır. Bazen bir hadisinin sonunda, hadisin tefsirini tazammun eden ayeti okumak suretiyle Kur'ân'ın mânalarını öğretmiştir.
Resûlullah'ın ﷺ tefsirine vesile teşkil eden bu durumlara birkaç misal vermek gerekirse
1- Resûlullah'ın ﷺ ayeti okuyarak kendiliğinden tefsir etmesi:
Ayetin nazil olmasının akabinde, hutbe irad ederken yahut başka bir vesile ile Peygamberimiz ﷺ ayeti okurken, herhangi bir suale muhatap olmaksızın, bazen tefsir edeceğini tasrih ederek, bazen etmeyerek, bazı ayetlerin mânasını bildirmiştir. Şöyle ki;
a) Tefsir edeceğini tasrih etmesi:
Hazreti Ali dedi ki: Size en büyük müjde ihtiva eden ayeti bildireyim mi? O ayet şudur: «Başınıza gelen her musibet, kendi yaptıklarınız sebebiyledir. Allah ise günahların bir çoğunu bağışlıyor» (Şûra, 30).
Resûlullah ﷺ bu ayeti okuyup bana dedi ki: Ey Ali, bu ayeti sana tefsir edeceğim . Size dünyada gelen her türlü hastalık, ceza, beIâ yaptıklarınız sebebiyledir. Allah-u Teala, ahirette onları ayrıca tekrar cezalandırmayacak bir kerem sahibidir. Dünyada affedip de ceza vermediği duruma gelince, Allah Teala, affından sonra cezalandırmaya dönmeyecek olan bir hilim sahibidir»
Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânl, XVIII. 266.; et-Taberî (Halebî), XXV. 32.; İbn Kesir, VI. 205 (İbn Ebi Hatim'den).; ed-Durru'1-Mensûr, VI. 9.
Görüldüğü gibi Resûlullah ﷺ :
«Ben o ayeti sana tefsir edeceğim ya Ali!» demek suretiyle tefsir edeceğini açıkça bildirmiştir. Bu duruma başka misaller de vardır.
Er-Ra'd 39 hakkında yine Hazreti Ali'den : el-îtkân, II. 196 (İbn Merdeveyh'den).; el-Fecr 21 hakkında yine Hazreti Ali'den: ed-Durru'I-Mensûr, VI. 349 (İbn Merdeveyh'den).
b) Herhangi bir vesile ile Kur'ân okurken tefsiri:
Adi b. Hatim dedi ki;
-Tevbe sûresinden «(Yahudiler ve Hıristiyanlar) hahamlarını ve papazlarını, Allah'dan başka rabler edindiler» (Tevbe, 31) ayetini okuduğu sırada Resûlullah'ın ﷺ huzuruna vardım. Dedi ki.- Onlar, hahamlarına ve papazlarına ibadet etmediler, lakin onlar herhangi bir şeyi helal kılınca, öbürleri de onlara uyarak helal saydılar.
c) Ayetin nüzulünü müteakip tefsir etmesi:
Ebu Hureyre dedi ki: «Eğer yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir topluluk getirir de onlar sizin gibi olmazlar» (Muhammed, 38) ayeti indiğinde Hazreti Selman Resûlullah'ın ﷺ yanında bulunuyordu.
Ashab: Biz yüz çevirdiğimizde bizim yerimize getirilecek olanlar kimlerdir acaba? deyince ( Resûlullah ﷺ, elini Selman'ın omuzuna koyarak: «Bunun kavminden kimseler olacaktır. Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki din, ülker yıldızında asılı olsaydı bile Faris diyarından bazı şahsiyetler ona kavuşabilirlerdi» buyurdu.
Et-Taberî (Halebî), XXVI. 6; et-Tirmizî, K. et-TefsIr.; ed-Durrul'-Mensur, VI. 57.; îbri Kesîr, VI. 325.
Bu rivayete göre, Resûlullah ﷺ bu ayetin nazil olmasını müteakip izah etmiş, ondaki mübhem bir hususu bildirmiştir.
ç) Hutbe irad ederken açıklamasına dair misaller:
Ebû Sâ'îd el-Hudrî anlatıyor: Resûlullah ﷺ bir gün hutbe irad edip ''Kim Rabine suçlu olarak gelirse onun için cehennem vardır, orada ne ölür ne de yaşar'' (Tâhâ, 74), ayetine gelince buyurdu ki:
«Cehennemde temelli kalacak olanlar vardır, ne ölürler ne de yaşarlar. Ama orada devamlı kalmayacak olanlara gelince, ateş onlara bir miktar dokunur, sonra şefaatçiler şefaat ederler. Müteakiben onlar bölük bölük alınıp «hayat» veya «haya» nehri denilen bir ırmağa atılıp oradan sel uğrağında kalan otlar gibi sür'atle biterler"
îbn Kesir, IV. 527 (İbn Ebi Hâtim'den, ayrıca ayet zikri geçmeksizin Ahmed b. Hanbel ve Müslim'den).
Buna başka misal de vardır mesela bu neviden bir başka ayet tefsiri, ez-Zuhruf 77 hakkında: îbn Kesir, VI. 240'da bulunmaktadır (el-Buhâri'den).
2- Resûlullah'ın ﷺ Ayet Hakkında Sual Açtıktan Sonra Ayetin Mânasını Açıklaması:
Bu, Resûlullah'ın ﷺ herhangi bir ayeti okuyarak «mânası nedir bilir misiniz?», «Bu ayetin ne hakkında indiğini bilir misiniz?» gibi muhataplarının dikkatini çekecek bir sual sorması suretiyle olur.
Sual bazen ayette geçen bir kelime ile ilgili olur. Bazı hallerde de «Niçin güldüğümü biliyor musunuz?» gibi, ayetle ilgili olmadığı halde, verdiği cevap bir ayetin tefsiri olur. Maksat, etrafındakilerin zihinlerini yeni bir şey öğrenmeye hazırlamaktır, yoksa onlardan istizahta bulunmak veya bilip bilmediklerini anlamak değildir. Zaten ashab, bildikleri bir şey olsa bile, Resûlullah'a ﷺ karşı söylemelerine, edebleri müsait değildi. Onun için cevap, hemen hemen her zaman «Allah ve Resulü çok iyi bilir» şeklinde olurdu.
Mesela:
Resûlullah ﷺ, «Kim Benim zikrimden yüz çevirirse onun hakkı da dar bir geçimdir...» (Tâha, 124) ayeti, biliyor musunuz kimin hakkında inzal buyurulmuştur? diye sorunca dediler ki: «Allah, ve Resulü pek iyi bilir.»
Buyurdu ki: O, kâfirin kabrinde göreceği azaba dairdir...». Hazreti Peygamber bundan sonra, ona 99 yılan musallat kılınıp, kıyamete kadar onu ısıracaklarını bildirmiştir.
Et-Taberî (Halebî), XVI. 223.; İbn Kesîr IV. 544-545, (el-Bezzâr'dan).; Ebû Ya'lâ, el-Müsned, v. 300a.; el-Mustedrek, II. 381 <-Ebû Sa'id'den).
Resûlullah ﷺ «O gün (yer) bütün haberlerini anlatacaktır» ayetini okuyarak, «Onun haberleri nedir, bilir misiniz?» dedi.
«Allah ve Resulü pek iyi bilir» dediler.
Buyurdu ki: «Onun haberleri, sırtında taşıdığı her erkek ve kadın hakkında, «falan gün, falan şeyi yaptı» diyerek şahitlik etmesidir»
Et-Tirmizî, K. et-Tefsîr.; Tefsîru'n-Nesâî, v. 118a.; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 234.; el-Müstedrek, II. 532.; İbn Kesîr, VII. 349.; ed-DurruI'-Mensûr, VI. 380.
3- Muhtelif Şahısların Sormaları Üzerine Açıklamaları:
A) Çok Sual Sormanın Nehy Edilmesi Meselesi:
Kur'ân araplarm belagata çok ehemmiyet verdikleri, beliğ sözü anlayarak tesirinde kaldıkları bir devrede nazil olmuştur. Sonraları yabancı milletlerle karışmaları neticesinde arapların çoğunun anlayamaz hale geldiği, lisana müteallik bazı Kur'ânî incelikleri, sahabe umumiyetle idrâk ediyordu. Yalnız çeşitli sebepler dolayısıyla, aralarında Kur'ânı anlama bakımından farklılıklar vardı. Daha önce görmüş olduğumuz gibi, lisana vakıf olmakla bilinemiyecek hususlar bulunduğundan, onlar bazı hallerde Resûlullah'a ﷺ sormaya muhtaç oluyorlardı. Sualler, ne şekilde amel edeceklerini öğrenmek için bir kısım ayetlerle ilgili olduğu gibi, bazen Kur'ândaki veciz kelimeler sebebiyle, yahut iki veya daha çok ihtimalin mevcut olduğu hallerde, onlardan birinin tercih edilmesi sebebiyle oluyordu.
El-İtkân, II. 174.
Bazen merakın tahrik etmesi neticesinde, gaybî veya uhrevî bir meseleyi öğrenmek arzusu ile oluyordu.
Sual sorma hakkında, birtakım kayıtları ve tahditleri ihtiva eden ayetler olduğu gibi, Resûlullah'ın ﷺ nehye delâlet eden hadisleri, sahabenin de bir vakıa olarak nehyi ikrar eden haberleri vardır. Bilindiği gibi, öğrenme arzusu ile sorulan faydalı sorular olduğu gibi eğlenmek, hafife almak, müşkil durumda bırakmak gayeleriyle sorulan yahut inkâr edası ile yöneltilen veya neticesine fayda terettüp etmeyen sualler de bulunabilir. Varid olan nehiyler bu kabîl sualler içindir. Yani sual sormanın mutlak bir şekilde men edilmemiş olduğu görülüyor, dolayısıyla bunu destekler mahiyette bir kısım ayetler hakkında müslümanlann Resûlullah'a ﷺ yönelttikleri suallere örnek verilebilir.
B) Müslümanlar Tarafından Sorulan Sualler:
B1- Mübhemin Tayinine Dair Sualler:
Kur'ân'da bazı hususlar mübhem bırakılmış, kasden tayin edilmemiştir. Tayin etmemek şu gayelere matuftur: Başka yerde açıklandığından ihtiyaç olmaması, şöhreti sebebiyle bilinmesi, setredilmesinin murad olması, tayininde zikre değer bir fayda bulunmaması, hükmün umumî olduğuna tenbih etme gayesi, ismi zikretme yerine mükemmel bir tavsifle tazim etme yahut eksik tavsifle tahkir etme gayesiyledir.
El-İtkan II. 145.
Bazı müslümanlar, Kur'ândaki bazı mübhemleri sormuş, Resûlullah da ﷺ onları tayin etmiştir.
Mesela:
İbn-i Abbâs dedi ki: Birisi Resûlullah'dan ﷺ Sebe hakkında (Sebe 15) sorup, «Ey Allah'ın Resulü Sebe nedir, erkek mi kadın mı yoksa bir yerin mi adıdır?»
Resûlullah ﷺ buyurdu ki: «Bir adamın adıdır; onun on evladı oldu. Onlardan altısı Yemen'e, dördü de Şam'a yerleşti. Yemen'dekileri Mezhic, Kinde, Ezd, Eş'arîyyûn, Enmâr ve Himyer'dir, hepsi de araptır. Şam'dakiler ise: Lahm, Cüzam, Âmile ve Gassan'-dır.
Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbâni, XVIII. 249-250.; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr.; ekTabert (Halebî), XXII. 76.; İbn-i Kesîr, V. 539 (îsnad için hasen der, ayrıca îbn "Abdilberr'e nisbet eder).; Fethu'l-Bârîf X. 154 (el-Hâkim'İn tashihini söyleyerek).
2. Misal:
Hazreti Ali : «Resûlullah'dan ﷺ hacc-ı ekber gününü sordum, o da: «Kurban bayramı günüdür» dedi».
Et-Tirmizî, K. et-Tefsîr ve K. el-Hac, 110. bab. Ha. No. 957.; Aynı hadis sual kaydı olmayarak İbn Ömer'den : Ebû Dâvûd, Ha. No. 1945.; el-Müstedrek, II. 331.; et-Taberî, XIV. 124, Ha. No. 16447.; İbn Kesir, III. 361-362.
B2- Mücmel Ayetler Hakkındaki Sualler:
Mücmel, delâleti vazıh olmayan, maksadın kafi olarak anlaşılması için beyan edilmesi gereken söze denir. Kelimenin lügatte müşterek olması, zamir merciinin ihtilaflı olması, atf veya îsti'naf ihtimali, lafzın garabeti icmal sebepleri arasındadır.
El-ltkân II. 18-19.
Mesela; Haccın farziyyetine dair ayette «... Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hacc etmesi Allah'ın insanlar üzerinde hakkıdır...» (Al-İ İmrân, 97) buyurulmaktadır.
Bir adam buradaki «yol» un mânasını sorunca, Resûlullah ﷺ «azık ile binek» olduğunu bildirmiştir.
Bir adam buradaki «yol» un mânasını sorunca, Resûlullah ﷺ «azık ile binek» olduğunu bildirmiştir.
Süfyân es-Sevrî, Tefsir, s, 37.; et-Tirmizi, K. et-Tefsîr; et-Taberi, VII. 39.; îbn Mâce, Ha. No. 2496.; İbn Mâce, Ha. No. 2897 (İbn Abbas'dan).; îbn Ebi Hâtim, v. 48a.; îbnu'I-Münzir, v. 48b. (el-Hasanu'l-Basri'den mürsel olarak).; Tefsîru 'Abdirrezzâk, v. 6a (Katâde'den mürsel olarak).; Kenzu'l-'Ummâl, II. 2 (eş-Şafi'l ile et-Tirmizi ve el-Beyhaki'den (Âişe'den). ed-Durru'1-Mensûr, II. 56.
B3- Lûgavî Sualleri
Bazı müslümanlara garib gelen kelimelerin Resûlullah'a ﷺ sorulduğuna da rastlamaktayız.
Mesela; Hazreti Âişe'nin sorusu üzerine Resûlullah ﷺ Hacc, 78 ayetindeki «harec» kelimesini «darlık» olarak tefsir etmiştir.
El-Mustedrek, II. 391 (ez-Zehebî tashihine muvafakat eder).
B4- Ayetten Maksûdun Tayin Edilmesi İçin Sorulan Sualler
Ubâde b. Sâmit'ten rivayete göre o, Resûlullah'a ﷺ şöyle bir sual sormuştu: «Ya Resûlallah ﷺ, Allah-u Tealanın «Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır (Yûnus, 64) kavli hakkında ne dersiniz (bu müjde nedir?) Resûlulîah buyurdu ki: Ümmetimden hiç kimsenin senden önce sormadığı -yahut senden önce hiç kimsenin sormadığı- bir şey sordun, ayetteki büşrâ (müjde) salih kişinin (bir lafza göre: müslüman kişinin) gördüğü veya ona gösterilen sadık rüyadır».
Ubâde hadisi: Ahmed b. Haribel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 175-176.; et-Tirmizi, XXXV, 3. bab, Ha. No. 2273.; îbn Mâce, Ha. No. 3898.; el-Mustedrek, IV. 391. (İbn Hacere göre münkatı'dır).
Bazı hallerde ayette varid olan kelimenin mânası maruf olur, fakat maksûdu anlaşılmaz ve lûgavî malûmat için değil de, maksûdu anlamak gayesiyle Resûlullah'a ﷺ sual yöneltilir. Bu hadiste, Resûlullah ﷺ, Allanın veli kullarına dünyada ihsan edeceği müjdenin salih ve sadık rü'ya olduğunu tayin etmiştir.
B5- Mânasını Bildikleri İsmin Sıfatlarım Sormaları:
Hüküm ifade eden ismin tavsifine dair sualler:
Mesela; Ayet, selam vermeden ve istinas edilmeden (En-Nûr 27) başka bir eve girmeyi men' etmektedir.
Ebû Eyyûb diyor ki: «Ey Allanın Resulü ﷺ, selamı biliyoruz, ya istinas nasıl olur?» buyurdu ki: «Adamın subhanallah, elhamdülillah, Allahu ekber (gibi bir şey) söylemesi, öksürmek suretiyle hane halkına geldiğini bildirmesidir».
İbn-i Kesir, V. 84 (İbn Ebl Hâtim'den, «garîb» diyerek).
B6- Mugayyebata Dair Sualler:
Mesela;
Resûlullah'dan ﷺ , «Rabbinin, seni övgüye değer bir makama çıkaracağını, umabilirsin» (îsra, 79) ayetindeki makam sorulmuştu. Onun «şefaat» makamı olduğunu söyledi.
Et-Tirmizî, K. et-Tefsir.; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbânî, XVIII. 195.; et-Taberî (Halebî), XV. 145.; İbn-i Kesir, IV. 341.
C) Ehl-i Kitabın Sualleri;
Mü'minler, Allah'ın kitabını anlamak ve üzerlerine terettüp eden amellerin keyfiyyetini öğrenmek için sorarken, diğer taraftan müşrikler, hristiyanlar ve bilhassa yahudiler kâh istihza ve imtihan etmek, kâh müslümanlan şaşırtmak yahut Resûlullah'ı ﷺ müşkil mevkide bırakmak zan ve emeliyle birtakım sualler sorarlardı. Bu sualler mevzu itibariyle, Kur'ânda tenakuz arama, kevniyyat, bed-i hilkat, geçmiş ümmetlerin ve peygamberlerin, ahvali vs. meselelerine racidir. Şekil itibariyle de sualler ekseriya bir hey'et tarafından, mürettep bir tarzda tevcih edilirdi.
C1 — Yahudilerle İlgili Sualler
Aa. Yahudilerin Resûlullah'a ﷺ Sormaları:
Mesela; Bir yahudi gelerek Resûlullah'a ﷺ dedi ki: «Sen cennette, cennet ehlinin yiyip içeceğini iddia ediyorsun?» cevaben buyurdu ki: «Onlardan her birine; yemek, içmek ve cinsî iktidar bakımından yüz adamın kuvveti verilecektir.» Adam : «Yiyen ve içenin dışarı çıkma ihtiyacı olur. Halbuki cennette bu yoktur», deyince Resûlullah ﷺ bu ihtiyacın ter şeklinde vücuttan atılacağını bildirdi.
Abd b. Humeyd, el-Musned, v. 40b.; Tefsîru'n-Nesâ'î, v.89a.
Bu hadise vesilesiyle cennette yeme ve içmeyi haber veren mesela, ez-Zuhruf 71, 73. gibi ayetlerin tefsiri yapılmış olmaktadır.
Bb. Resûlullah'ın ﷺ Yahudilere Sorması:
Yahudiler birçok meseleyi Resûlullah'a ﷺ sorduğu gibi, bazen Resûlullah'ın ﷺ da onlara sual sorduğuna ve bu sualin herhangi bir ayetin tefsirine vesile olduğuna şahit oluyoruz:
Zeyd diyor ki: Resûlullah ﷺ yahudilere haber gönderdi ve dedi ki: «Onlara niçin haber gönderdiğimi biliyor musunuz?»
Dediler: Allah ve Resulü ﷺ bilir.
Buyurdu ki: «Ben onlara Allanın «O gün ki yer başka bir yere tebdil olunacaktır...» (İbrahim 48) sözü hakkında sormak için haber gönderdim. O gün yer gümüş gibi beyaz olacaktır.» Yahudiler gelince onlara sordu. Cevaben dediler: «Beyaz, has undan yapılmış ekmek gibi beyaz olacaktır».
Et-Taberî (Halebî), XIII. 250.; İbn Kesir, IV. 147-148.
C 2- Hristiyanların Sualleri:
Muğîre b. Şu'be dedi ki: Resûlullah ﷺ bazı ihtiyaçları için beni, Necrân ahalisine gönderdi. Onlar bana «Senin inandığın peygamber, Musa'nın kardeşi olan Harun'un, Meryem'in kardeşi olduğunu iddia etmiyor mu? -Halbuki Mûsâ, İsâ'dan şu kadar sene önce yaşamıştır.» (Müslim rivayetinden)- dediler. Buna karşı nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Avdet ettiğimde meseleyi Resûlullah'a ﷺ anlattım.
Buyurdu ki: «Hazreti Meryem zamanındaki insanlar, kendilerinden önce geçen peygamberlerinin ve iyi kimselerin isimlerini çocuklarına isim yaparlardı»
et-Taberî, (Halebî). XVI. 78.; Müslim, K. el-Edeb, Ha. No. 9.; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr.; Tefsîru'n-Nesâ'î, v. 58 b.; el-Fethu'r-Rabbâni, XVIII. 207-208.
Necrân hristiyanları «Ey Harun'un kız kardeşi senin baban kötü bir adam değildi. Anan da iffetsiz bir kadın değildi» (Meryem 28) ayetini kastediyorlardı. Kâ'bu'l-Ahbâr da tarihî malûmatına itimad ederek, ayetteki Harun'un, Hazreti Musa'nın kardeşi olmadığını söylemişti.
İbn Kesîr, IV. 453.
Resûlullah ﷺ bu ayetteki kardeşten muradın, aynı ana veya babadan dünyaya gelen çocuklar olmadığını, buradaki Hârun'un, Hazreti Musa'nın kardeşi değil de, onun adının verilmiş olduğu başka bir Hârûn olduğunu bildirmiştir.
Bülûgu'l-Emânî, XVIII. 207-208, not : 3.
Yahut Mûsâ'nın kardeşi olan Harun'un soyundan olduğu için, bu karabete işaret edilmiştir. Nasıl ki Tamim kabilesinden olana «yâ ehâ Tamim!» (ey Tamimin kardeşi!), Muzarîye «yâ ehâ Muzar!» denilir. Âli b. Ebî Talha ile es-Suddi bu ihtimale işaret etmişlerdir. Meryem'in kavmi içinde, Hârûn isimli salih bir adamı, zühd ve ibadette nümûne almış olması sebebiyle, o adama nisbet edildiği ihtimali üzerinde de durulmuştur.
Mezkûr hadis, bu tefsirlere kapı açmış ve hristiyanların inkâr mahiyyetini taşıyan bu sualleri vesilesiyle ayeti açıklamıştır.
Müşriklerin, yahudilerin ve hristiyanlarm birçok sualleri, müteaddit ayetlerin nüzulüne sebep olmak suretiyle, o ayetlerin anlaşılmasını kolaylaştırmıştır. Fakat bu kabil haberleri bahsimizden hariç tuttuğumuzdan, burada onlara misâl vermeyeceğiz.
4- Hadislerin Sonunda Ayet Okumak Suretiyle Açıklaması:
Resûlullah ﷺ bazen bir hükmü belirttikten yahut izah ettikten, bir nasihatta bulunduktan veya herhangi bir davranışta bulunduktan sonra bir ayet okurdu. et-Taberî bir yerde, Resûlullah'ın ﷺ böyle hareket etmesi hakkında «ayetle temessül etmesi, temessül suretiyle açıklaması» tabirini kullanır ki yerinde bir tabirdir.
Et-Tirmlzî, XIV. 310.
Resûlullah'ın ﷺ Kur'ân'ı açıklamasının en mühim unsurlarından ve en çok rastlanan tarzlarından biri budur. Resûlullah'ın ﷺ ayet okuması her zaman aynı gayeye matuf değildir ve aynı makamda cari olmaz, farklı hallerde tezahür edebilir ki şöyle sınıflandırabiliriz:
A) Te'kid Gayesiyle Okuması:
Ayetin mânasını sadece te'kid eden hadisi söyledikten sonra Resûlullah'ın ﷺ o ayeti okuması şeklinde tezahür eder.
Mesela; Ebû Hüreyre'den rivayete göre Resûlullah ﷺ : «Kadınların hayırlısı odur ki, kocası kendisine bakarken mesrur olur, bir şey emrettiğinde yapar, yalnız kalınca kendi ırzını ve onun malını korumakla kocasının hukukunu muhafaza eder» dedikten sonra «Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler. Çünkü Allah, insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmış ve ayrıca erkekler mallarından (kanlarını ve çocuklarını geçindirmek için) harcamada bulunmuşlardır» (En-Nisâ 34) ayetini okumuştur.
Et-Taberî, VIII. 295.; (Ahmed M. Şakir ayrıca şunlara nisbet eder: Musnedu't-Tayâlisî, 306.; ed-Durru'1-Mensûr, II. 151.).
B) İstişhad Etmek Gayesiyle Okuması
Çokça rastlandığı gibi, Resûlullah ﷺ bir hadis söyledikten sonra, onun doğruluğuna bir şahit olması gayesiyle Allah'ın kitabından tasdik edici delilini okurdu.
C) Mücmel Bir Mânayı Açıklamak Gayesiyle Okuması:
Resûlullah ﷺ bazen bir hadisiyle, ayetin ihtiva ettiği mücmel bir noktayı beyan eder ve beyanının raci olduğu asla dikkati çekmek için, o ayeti okurdu. Bu icmal bazı hallerde o kadar şiddetlidir ki, Resûlullah'ın ﷺ ayeti okumadığını farz ettiğimizde, hadisin ayetle ilgisini bulmak âdeta imkânsız olurdu.
Mesela; «Hiçbir bir kul yoktur ki onun için gökte iki kapı bulunmasın. Kapılardan birinden rızkı çıkar, öbüründen yaptıkları ve söyledikleri girer. Kul ölünce, onlar da onu kaybederler ve üzerine ağlarlar» Resûlullah bunu söyledikten sonra «Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı» (Ed-Duhân 29) âyetini okudu ve kâfirlerin, yerde salih bir amel işlemedikleri gibi, göğe de hiçbir sözlerinin yükselmediğini söyledi.
îbn Kesîr, VI. 253 (Ebû Ya'la ile îbn Ebî Hatim'den).; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr («garîb» diyerek).; ed-Durru'l-Mensûr, VI. 30 (ayrıca İbn Merdeveyh, Ebû Nuaym ve el-Hatîb'den).
Mesela; Resûlullah ﷺ «Dua ibadetin ta kendisidir» dedikten sonra,
«Rabbiniz şöyle buyurdu: «Bana dua edin. Size icabet (ve duanızı kabul) edeyim. Çünkü bana ibâdetden büyüklük taslay(ıp uzaklaş)anlar hor ve hakir cehenneme gireceklerdir» (El-Mü'min 60) ayetini okudu.
Ebû Dâvûd, No, 1479.; et-Tirmizi, K. et-Tefsir.; Tefsîr'un-Nesâ'î, v. 87a.; İbn Mâce, No. 3828.; et-Taberî (Halebî), XXIV. 78.
Resûlullah ﷺ hadisinde belirttiği hükmü ayetten, çıkarmış, ayeti okumak suretiyle de merciini bildirmiştir.
Mesela; «Mü'minin firasetînden sakının; zira o Allanın nuru ile bakar» dedikten sonra Resûlullah ﷺ «Elbette bunda işaretten anlayanlar için ibretler vardır» (El-Hicr 75) ayetini okudu.
Et-Taberî (Halebî), XIV. 46.; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr («gârîb» diyerek).; İbn Kesîr, I. 576.; etTâc, IV. 155 (Yalnız et-Tirmizî'den).
Mü'minin firasetinden bahsetme makamında Resûlullah ﷺ, firaset ehline yer veren ve onlara mahsus birtakım ibretler olduğunu bildiren bu ayeti okumuş, ibret alanların da mü'minler olduğuna işaret etmiştir.
Resûlullah ﷺ bazı hallerde, ayetle doğrudan doğruya ilgisi olmayan bir mevzu hakkında konuşurken, siyak münasebetiyle konuyu bir ayete getirir ve bu vesile ile o ayet hakkında beyanda bulunurdu.
Mesela; Bir rivayete göre, bir gün Resûlullah ﷺ diyordu ki :
«Kim Allah'a kavuşmak isterse, Allah da ona kavuşmayı ister. Kim Allaha kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.» Râvi diyor ki: Bunun üzerine oradakilerden bir topluluk yere kapanıp ağlamaya koyuldular. «Niçin ağlıyorsunuz?» deyince «Biz de ölümden hoşlanmıyoruz» dediler. Bunun üzerine buyurdu ki: «Öyle değil, ölüm gelip çattığında «Şimdi, eğer o, mukarreblerden ise, artık rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti onundur». (El-Vâkıa 88-89) O vakit, ölen kimse bununla müjdelenince Aziz ve Celil Allaha kavuşmak arzu eder, Allah-u Teala ise ona kavuşmayı daha çok ister. Lâkin «(Ölen) eğer tekzipçilerden, sapıklardansa, işte (ona da) kaynar sudan bir ziyafet! Ve cehenneme bir atılış». (El-Vakıa 92-94) O adam bununla müjdelenince Allah'a kavuşmayı istemez, Allah-u Teala ise ona kavuşmayı daha çok kerih görür».
Ahmed b. Hanbel, el-Musned, IV. 260.; îbn Kesir, VI. 541.
6- Tefsir Edici Kısa Ziyadelerle Açıklaması
Kısa ziyade kelimeler kullanmak suretiyle bazı veciz ayetleri açıklama tarzının ilk numunelerini Resûlullah'ın ﷺ tefsirinde bulmaktayız. Bu ziyadeler kısa olmakla beraber bazen çok mühim izahlara medar olurlar. Umûmun tahsisi, mücmelin beyan edilmesi gibi vazifeler ifa ederler.
Mesela; «Cennetlikler için orada temizlenmiş eşler vardır»
(el-Bakara, 25) ayeti hakkında,
Ebû Sa'îd el-Hudrî Resûlullah'ın ﷺ : «Hayızdan, gaitadan, tükürük ve balgam gibi hallerden temizlenmiş» izahını rivayet etmiştir.
Ebû Sa'îd el-Hudrî Resûlullah'ın ﷺ : «Hayızdan, gaitadan, tükürük ve balgam gibi hallerden temizlenmiş» izahını rivayet etmiştir.
Et-Taberl, I. 397.; ed-Durru'I-Mensûr, I. 39 (el-Hâkîmin Şeyheyn şartı üzerine tashihini söyleyerek).; el-İtkân, II. 191 «İbn Kesir, Tefsirinde rey'ine itiraz, Tarihinde ise isnad için «hasen» der.» demektedir.
والله أعلم بالصواب
سبحانك لا علم لنا إلا ما علمتنا إنك أنت العليم الحكيم

Yorumlar
Yorum Gönder